Etiketler

26 Ağustos 2013 Pazartesi

"Gizli Anların Yolcusu", Ayşe Kulin


Hikaye büyük bir aşkla evlenmiş karı kocanın oğulları Can’ı kaybetmesinin ardından hayatlarının nasıl alt üst olduğunun anlatımıyla başlar. Eda ve İlhami, her  ikiside yaşadıkları kaybın ardından farklı dünyalara dalarak hayatın çarpıcı yönlerini gözler önüne seriyorlar. Aslında hep bizlerden uzaklarda ve çok kapalı kapılar ardında yaşandığını düşündüğümüz ilişkilerin, yalan üstüne kurulu dünyaların ve aldatmaların ne kadar da gerçek ve tam yanıbaşımızda yaşanabileceğinin açık bir örneği.

Roman yazılalı belki iki seneyi geçti, ama ben ancak okuma fırsatı buldum. Bazı yerlerinde ne kadar iğreti oldumsa, bazı yerlerinde de kimi haklı bulacağımı saşırdım. Kendinizi kaptırarak bir çırpıda okuyacağınız bir roman. Farklı dünyalar ve ilişkilerin her boyutuyla gündeme gelmesi, aynı cinsin birbirine duyduğu güçlü duygular. *“Aşk da aynı rüzgar gibiydi ona boyun eğmek, onunla bütünleşmek şarttı, karşı koymak imkansızdı”

Nekadar eleştirsek, anlamakda zorluk da çeksek bu da aşkın farklı bir boyutu. Anlatılan sadece aşk değil aslında; kaybolan çocukluk, birbirine geçen ilişkiler, iş hayatı, hayatın tırnakları ile kazıyarak kazanan kişiler tarafından nasıl algılandığı ve aile içi sırlar...Okumaya değer. 


*kitaptan birebir alıntıdır.

18 Ağustos 2013 Pazar

Spor Hayatınızın bir parçası mı?

Size sadece 10 tane madde yazacağım ve inanıyorum ki bu maddeleri okuyunca spor yapmak için biraz zaman ayırmak isteyeceksiniz.  Spor yapmanın belki daha detaya inersek binlerce faydası var ama ben kendimce en önemlilerine değinmeye çalıştım. Bu maddeler iyi bir ruh ve beden sağlığına sahip olmanın önemini anlatıyor. Okumaya vakit bulduysanız, sadece 1 hafta bile olsa denemeye de vakit ayırın. 
Uzun bayram tatilinde yediğimiz, aman nasılsa tatildeyim yiyeyim dediğiniz lezziz ve bol yemeklerden sonra tam zamanı diye dÜşünüyorum. Sokaklar bedava, çıkın ve yürüyüş yapın. Bir alışırsanız, bir daha yapmadığınızda rahatsız olacaksınız. 

1) Spor yaparken normalden daha fazla soluk alır veririz, bu da öncelikle beyne ve sonra tüm organlara oksijen nüfuz etmesini sağlar

2) Spor gerekli terlemeyi sağladığı için vücuttaki toksinlerden kurtulmamıza yardımcı olur

3) Spor, kişiye esneklik kazandırarak günlük duruşunuzun daha dik ve doğru olmasını sağlar

4) Spor kan akışını hızlandırdığı için,  deriye ve saça kan pompalayarak sağlıklı ve genç görünmenize yardımcı olur. Kandaki HDL(iyi kolestrol)’yi de arttırmayı ihmal etmez

5) Spor, kas ve kemik yapısının zaman içinde zayıflamasını önler, bu sayede kemik erimesine engel olur

6) Spor yapan kişiler yapmayanlara oranla daha az hastalanır ve çabuk iyileşirler. Aynı zamanda stresten uzaklaştırdığı için de kötü hastalıklara da engel oluşturur

7) Spor, dikkat ve konsantrasyonu olumlu yönde geliştirir. Beyindeki sinir hücrelerinin noron sayısını arttırır.

8) Spor, yağları kasa çeviriken vücutta birirken fazla yağın ve şekerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.

9)Spor yapan kişilerin kendilerine güvenleri vardır, cünkü kendilerini seven ve değer veren insanlardır. Unutmayın pozitif bir hayat istiyorsanız önce kendinizle barışık olmanız gerekir

10) Endorfin ve serotonin salgılanmasını arttırır. Bu da kişileri pozitif düşünmeye iter. Kısacası her açıdan verimli bir insan olmanızı sağlar

Sadece yapmanız gereken haftada 3 gün 30 dk ile 1 saat arasını kendiniz ayırmak. İlla grup aktivitesi halinde spor yapmanıza gerek yok. Sahilde ipod’unuz kulağınızda yürüyüşe de çıkabilirsiniz. Biraz kendinizle kalmak ve geleceğinize pozitif anlamda yatırım yapmak size iyi gelecektir.  
Yürüyüş, koşu, zumba, pilates, yoga, bisiklet, yüzme, voleybol, futbol, basketbol, dans, kas hareketleri, esneme … saymakla bitmez. Bunların ayrı ayrı her birini ya da bir yerden başlamak için en yalın olan yürüyüsü deneyebilirsiniz. Canınız hangi aktiviteyi istiyorsa onu yapın, YETERKİ BİR YERDEN BAŞLAYIN!!!

15 Ağustos 2013 Perşembe

Ouranoupoli & Ammouliani, Halkidiki - Yunanistan


Bu sene Bodrum ve Çeşme’den ziyade Yunanistan ve adalarına gitmek çok derece “in”. Bazıları şahsi arabaları ile gitmeyi tercih etsede, uçak ya da otobüs ile araba vizesi ile uğraşmadan yola çıkanlarda var. Blogumda Selanik, Atina, Mykanos, Kos ve Santorini’yi anlattım, şimdi ise sırada Halkidiki bölgesi ve adaları var. Istanbul’a olan yakınlığı ile dikkat çeken bu bölge 3 parmak bölgesi olarak geçiyor. Yunanistan’in kuzeyinde, Selanik’in ise güneyinde.  Şahsi olarak tatil planı yapmadan turla gitmek isterseniz özel tur firmaları ile iletişime geçebilirsiniz. Otobüs ile gezerken İpsala sınır kapısından çıktıktan sonra adım adım Yunanistan keyfi yapabilirsiniz.  Ya da yok ben bütün yolu otöbüsle çekemem derseniz Istanbul’dan Selanik’e her gün kalkan THY uçağına binerek Selanik’e varabilirsiniz, oradan da Halkidiki bölgesindeki oteller ücretli olarak size transfer sağlayabilir.

Biz bu sene Halkidiki’nin 3 adasından birinde yer alan(Kassandra, Sithonia ve Athos adaları)  ‘Ouranoupoli’ ye gitmeye karar verdik. İşin aslı düğünüzümü Yunanistan’da yapmaya karar vererek “destination wedding” yaptık.  Düğünümüzün olduğu ada Ouranoupoli’nin karşısında yer alan Ammouliani adası idi. Düğün ve detaylarını farklı bir yazımda sizlere aktaracağım çünkü başından beri yaşadığımız maceraları gezi rotası yazıma sığdıramayabilirim.

Hadi başlayalım ozaman. Istanbul’dan atladık otobüse ve direkt olarak öncelikle Ouranoupoli’ye vardık. Kasaba oldukça sevimli; oteller, pansiyonlar, deniz kenarı restaurantları ile 4-5 gün boyunca tatil yapsanız oldukça keyifli vakit geçirebilirsiniz. Önerebileceğim oteller Eagles Palace ve Xenia olabilir. Eagles Palace biraz daha lüks, pahalı ve merkeze uzak iken, Xenia  hem merkeze yürüme mesafesinde hem de oldukça kaliteli bir işletme. Çoluk coçuk rahatlıkla gidebilirsiniz. Kendine ait plajı ve odaların önündeki yeşil alan bolluğu ile dikkat çekiyor. Akşam üstü deniz sonrası biraz merkeze inip dolaşalım derseniz sadece 5 dk yürüyerek merkeze varabiliyorsunuz. Cafe, restaurant ve barların bulunduğu bu alanda hediyelik eşya da satın almanız mümkün. Buarada atlamadan anlatmak istediğim Kritikos adındaki restaurant. Biliyorsunuz ben yiyeceğe deyinmeden edemiyorum. Kıştan bu yana gide gele baya bir samimi olduk sahipleri ile. Oldukça şık, harika lezzetler sunan bu restaurant’a uğmadan geçmemenizi öneririm. Yunanistan sınırları içinde şimdiye kadar gittiğim tavernalar arasında en lezziz yemekleri sunan yerlerin başını çekiyor. Restaurant deniz kıyısında değil ama size temin ederimki ortamı gördüğünüzde deniz kıyısı falan gözünüz görmeyecek ve tecrübe ile  sabit deniz kenarındakilerin tek özelliği yeri, mutfakları ise vasat. Fiyatlara gelecek olursak 9 kisi yemek yiyip uzo, sarap, karides, kalamar, midye, böcek, tatlı vs  370 euro hesap ödediğimiz ve sonuna kadar her kuruşu hak eden bir yer. Birçok kere gittik ama en fazla yemeği o 9 kişi gittiğimiz zaman yediğimiz için onun fiyat örneğini vermek istedim. Sahibi ile sohbet etmeden geçmek imkansız mutlaka masanıza uğruyor Niko, biraz çapkın olmakla birlikte keyifli bir sohbet insanı diyebilirim. Yemeğinizi afiyetle yedikten sonra akşam canlı müzik yapan ya da DJ eşliğinde müzik çalan keyifli barlar bulabilirsiniz. Kasaba çok büyük olmadığından bu tarz mekanların sayısı 5-7 civarındadır sanırım. Biz bir gecede 3 tanesine uğramayı başardık.
Kritikos Restaurant

Athos dağı eteklerinde bulunan Ouranoupoli ‘nin bir özelliğide dünyanın en meşhur manastırının burada  yer alması. Yunanistan’ın ve dünyanın tek kadınsız bölgesi olan bu yerde toplam 20 adet manastır bulunuyor.

Ouranoupoli’den Ammouliani adasına geçmek için ise günlük feribotlar bulunuyor. İster arabanızla isterseniz de arabanızı karşı kıyıda bırakarak Ammouliani’ye geçme şansına sahipsiniz. Yanlız Ammouliani'ye geçip araba kiralayım derseniz ne yazık ki öyle bir imkan yok çünkü adada benzin istasyonu bulunmuyor.
Agionissi Resort
Agionissi Resort
Agionissi Resort
Adalar arası teknede ben:)
Ouranoupoli’deki Xenia otelin işletmecileri karşı adada da otel işlettiklerinden dolayı, orada kalmak isteğinizde sizi botları ile gönderebiliyorlar.  Gelmişken her iki adanında keyfini sürelim derseniz biraz Xenia’da biraz da Ammouliani’de bulunan Agionissi Resort’da konaklayarak tatilin tadına varabilirsiniz.  Toplamda 70 kadar odası olan bu butik otel kafanızı dinlemek için birebir, adada ufak bir merkezden başka birşey bulunmuyor. O nedenle öğlen, akşam yemeklerinizide otelde yemek durumundasınız. Yemekler fena sayılmaz, kendi ürettikleri  şaraplar oldukça lezzetli ve uygun fiyatlı. Odalar geniş, mavi pervazlı ve manzaralı. Otelin 2 adet plaji bulunuyor. Biri taşlık ve daha ufak, diğeri ise 5 dk yürüyerek ulaşabileceğiniz güzel bir kumsal. Her iki yakada mavi bayrak olduğundan deniz cam gibi. Farklı bir aktivitede bulunup etraftaki diğer ufak adalarda denize girmek isterseniz de günlük bot kiralamanızı öneririm. Aslında bunu kesin yapın çünkü adanın arkasına sadece tekne ile ulaşabiliyorsunuz ve vardığınızda boylu boyunca beyaz kum plaj sizi karşılıyor. Etraftaki yakın adalarda da plajlar bulunuyor, her birinde 2-3 saat geçirerek günüzü tamamlayabilisiniz. Günlük bot kirası 70 euro civarında. Tekne ehliyetine ihtiyac duymadan bu ufak botu kendiniz kullanarak kafanıza estiği gibi dolaşmanız ayrı bir keyif. Bu adada max 3 gün kalmak yeterli olacaktır.
Kiralık bot ve plaj
Adanın arka tarafı beyaz kum plaj


Bir Bodrum aşığı olarak artık yaşanan kalabalık ve kargaşadan oraya seyehati  Eylül, Ekim aylarına bırakarak her sene Yunanistan’ın farklı bir adasını keşfe çıkmak gibi bir hayalim var. Bu sefer şansımız Ouranoupoli ve Ammouliani’den yana oldu. Halkidiki bölgesinde diğer tavsiye edilen yer Kassandra, bir dahaki sefere de tam yol Kassandra olacak sanırım.

Herkese güzel bir yaz dilerim. Önümüz bayram hala seyehat planı yapmamış olanlar var ise haydi Halkidiki'ye. Tur ile gitmek isterseniz Megalo Tur ile iletişime geçebilirsiniz. 

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Varşova, Polonya

Temmuz'un ortası ve ben Varşova'dayım, tabiki iş için. Havaalanından iner inmez beklediğim üzere Istanbul'a kıyasla oldukça serin bir hava ile karşılaştım. Gri bulutlar  insanın içini karartan cinstendi. 
Dünyanın neresinde olursanız olun en kral şehir bile sizi böyle karşılasa başta bir çekici gelmez, bana da öyle oldu. İşin garibi ilk yüzümü güldüren havaalanından otele 20 dk'da varmış olmamdı. Bu İstanbul için neredeyse imkansız, otelimin merkeze yakın olması da bonus oldu. Şehirde tüm gezilecek ve görülecek yerlere yürüyerek max 1 saat uzaklıktaydı sanırım. Gitmeden önce araştırdığım sitelerde şehirde inanılmaz bir trafik var denilsede Istanbul'un trafiğine alışkın bizlere vız gelir tırıs gider. Insanlar belki trafikten bıktıklarından dolayı çoğunlukla tren ya da otobüs kullanıyor. Şehre girer girmez yemyeşil bir bitki örtüsü çıkıyor karşınıza, gerçekten mutlu edici bir sebep daha. Hava kapalı diye şehirdeki diğer güzellikleri yok sayacak değilim değil mi?

Ilk gün çalışmaktan fırsat bulamayınca akşam yemeğimizi Hilton otelinin etrafında bulunan restaurantlardan birinde yedik. Tesadüfen oturduğumuz italyan restaurant'i hiç de fena değildi, tek problem etrafta çok fazla kişinin olmamasıydı. Nerede bu insanlar diye baya bir sorguladık ama ikinci gün eski şehire gidince anladık ki Varşova'da yaşayan herkes anlaşmış gibi belli bir saatten sonra eski şehre akın ediyor. Meydan dopdolu, kiliselerden ve sokak aralarından farklı müzik sesleri yükseliyor. Eski şehrin enerjisi şehrin kalan kısımlarına oranla oldukça farklı. Beni ilk gün karşılayan o kara bulutlar, hava hala yağdı yağacak olmasına rağmen bir anda aklımdan çıkıyor.
Eski şehri yürüyerek gezebiliyorsunuz, bazı turistler fayton ile gezmeyi tercih ediyorlar. Binalar ve tarih o kadar güzel ve renkli ki kendinizi meydana geldiğinizde adeta bir masal şehrinin ortasında hissedebilirsiniz. Hansel ve Gratel romanında olduğu gibi sanki o şirin binaların hepsi çikolatadan yapılmış. Meydan 2-3 sokaktan oluşuyor. Birinden girip diğerinden çıkmak mümkün. Ertafında güzel kafelerin, sokak satıcılarının olduğu eski şehri dolaşmak gerçekten keyif verici. Hatta sokaklardan biri Unesco tarafından koruma altına alınmış. 
Varsova'ya geldiğinizde yapılacak ilk iş eski şehre varıp ortamın havasını solumak olmalı. Kehribar taşını seviyorsanız bu taştan yapılan takılardan almak için mutlaka Varsova'ya gelin, gerçekten şık şeçenekler var.

Şehir ufak olmasına rağmen neredeyse her mutfağa ait yemek var; İtalyan, İspanyol, Japon, Çin, Hint vs... Tripadvisor'a göre en iyi yorumları alan ilk 5 restaurant listesini sizlerle paylaşıyorum.
1. Resturant, Polska (Lokal yemek, mum ışığı ve romantizm bir arada)
2. Platter Restaurant (Intercontinental otelinde yer almakta, fiyatlar biraz yüksek olabilir)
3. E.Wedel Restaurant (lokal yemek ve romantik bir ortam)
4. Ole (Tapas ve İspanyol mutfağının öne çıkan lezzetlerinin sunulduğu bir restaurant)
5. Delizia (Pizza ve makarnam olmadan asla diyen italyan mutfağı hayranları icin iyi bir seçim olabilir)

Bu saydığım restaurantlar dışında eski şehirde bir çok kafe ve restaurant seçeneği var, hem birşey atıştırayım hem de etrafımı izleyeyim derseniz meydandaki kafelere yönelmenizi tavsiye ederim. Bu arada unutmadan her köşe başı neredeyse Kebab corner, içerde bizim bildiğimiz döneri satıyorlar ayak üstü atıştırmak için denenebilir. Hayret edilecek bir şekilde sahipleri genellikle Türk değil, en azından ben rastlamadım. Caddeler oldukça geniş, binaların bazıları gerçekten çok eski, yeni yapılanlar ise oldukça modern. Farklı yapılaşmadan dolayı şehirde bir arada kalmışlık var, tarihe sahip mi çıksa, yoksa modernlikten yana mı olsa kararsız. Bu ortada kalmışlık hissiyatını şehri dolaşırken fark etmemeniz imkansız. Şimdi gelelim sehrin tarihe imzasını atan önemli yapılarına.
 

 





Şehir merkezi:
Eski Şehir (Stare Miasto)
Tarihi 13. yüzyıla kadar dayanan Varşova’nın en çekici kasabası.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra taş yığınına dönüşen meydan, günümüzde UNESCO tarafından korumaya alınmış. Rengarenk evleri, daracık sokakları, barok ve gotik yapıdaki kliseleri ile dikkat çekiyor. Meydanda bolca cafe, pub ve restaurant'a rastlamak mümkün. Sokak satıcıları, resim galerileri ve kehribar taşından yapılma ürünlerin satıldığı küçük dükkanlar gezmeye değer. 
 

Kale Meydanı (Plac Zamkowy)
Burası oldukça hareketli bir meydan. Yine kafeler, hediyelik eşya satıcıları, müzisyenler, pamdomimcileri ile rengarenk bir ziyaret alanı.

Varşova’nın Yükseliş Anıtı (Pomnik Powstania Warszawskiego)
Polonyalı halkın Nazilere karşı direnişi anısına dikilmiş bir anıttır. Mücadele esnasında Eski Şehre girişte yer alan kanalizayon sistemine düşen halkı sembolize ediyor.

St. Anne Kilisesi
1454 yılında kurulmuş olan St. Anne Kilisesi tarihte en çok bağdere atlatmış kiliselerden biri imiş. II.Dünya Savaşı sırasında bombalama sonucu kilisenin ibadet odaları yanmış. Varşova’nın Yükselişi sırasında ise kilise oldukça zarar görmüş. 1945 yılında kilise yeniden yapılmaya başlansada, o yıllarda meydana gelen bir fırtınada bu kez de binanın dış cephesi yıkılmıştır. Son olarak da 1948 yılında açılan yeraltı tüneli kiliseye zarar vermiştir. Neyse ki savaş yıllarından sonra orijinal gotik unsurlara bağlı kalınarak restore edilmiştir.

Kutsal Haç Kilisesi (Bazylika sw. Krzyza)
Varşova’nın yeniden oluşumu sırasında isyancılarla Nazilerin şiddetli mücadelelerine sahne olduğundan kilise ağır hasarlar almıştır. Buna rağmen kilise mihrabındaki bazı orijinal Barok süslemeleri korunabilmiştir.


St. Mary Magdalene Kilisesi
Bir Ortadoks kilisesidir. Yapımı 1869 yılında tamamlanmış ve Polonya’da yaşayan Ruslar için hizmet vermektedir.
Lazienki Park 
Parkda Chopin anıtını ve kralın sarayını görmeniz mümkün. Güneşli bir hava yakalarsanız parkın tadını çıkarın derim.
Bilim ve Kültür Sarayı (Palac Kultury i Nauki)
Varşova’ya adım atar atmaz şehrin birçok noktasından görebileceğiniz Stalin’in savaş sonrasında dostluk adına armağan ettiği yapı. 30. katında şehir terası bulunmaktadır.












Belvedere Palas, uzun yıllar Polonya’nın sembolü gibidir. Etrafında demir maskeli askerleri gördüğünüzde Belvedere Sarayına geldiğinizi anlayacaksınız.
Denizkızı Heykeli (Syrenka)
1855 yılında yapılan Denizkızı heykeli elindeki kılıcı ve kalkanıyla Varşova topraklarını koruduğunu sembolize etmektedir.

Büyük Tiyatro
1900 kişilik oturma kapasitesiyle Avrupa’nın en büyük salonlarından biri olan Büyük Tiyatro neoklasik tarza yapılmış bir binadır. Fırsat bulursanız bir performans izleyin.

Vistül Nehri:
Şehre sadece 40 km uzaklıkta olan bu nehir, sakin bir gün geçirmek isteyenler için ideal olabilir.

Milli Müze (Narodowe – National Museum)
1862’de Polonya Kralı’nın isteğiyle kurulan müze, daha sonra Milli Müze olarak isimlendirilmiştir.
İçinde 780.000 değerli parçanın sunulduğu bir galeri. 

Zacheta Ulusal Sanat Galerisi 
Varşova’nın merkezinde en eski galeridir. Perşembe günleri giriş ücretsizmiş duyrulur.

Chopin Müzesi
Müzede Ünlü müzisyen Chophin'in hayatına dair ilginç parçalar yer almaktadır. En önemli parça kendisinin son kullandığı piyanodur.

Gezilecek yerler hakkında edindiğim bilgiler şimdilik bu kadar zaten 4 günlüğüne hem iş hem de ziyaret yaparsanız herşeyi detaylı gezmeniz mümkün olamayabilir.

Alışveriş yapmadan asla dönmem diyenler için Arkadia adında büyük bir merkez var. Aradığınız birçok markayı orada bulmanız mümkün. Etrafında ise keyifli cafe ve restaurantlar mevcut.

Benim 4 günlük Varşova gözlemlerim bu kadar. İlla turistik olmasa da yolunuz bu sempatik şehre düşerse yazdıklarım size rehber olabilir.








6 Haziran 2013 Perşembe

Bir Ayyaş ve Çapulcu'nun Yüreğinden Geçenler


Herkese hak ettiği bir Türkiye dileyerek başlamak istiyorum yazıma.

Aslında son günlerde yaşadıklarımız hakkında yazıp yazmamak konusunda çok gidip geldim, ama inanın içim o kadar çoşkulu ve dolu ki olaya iyi taraflarından bakarak biraz değinmek istiyorum.  Çoğumuzun düşündüğü gibi “Taksim Gezi Parkı” birçok vatandaşımız için kırılma noktası oldu. Yıllardır üzerimizdeki ölü toprağını attık ve uyandık.  Ben aslında Türkiye’nin bu durumunu biraz kişiseleştirerek anlatmak istiyorum.  Sessiz ve bir de daha tez canli ve fevri insanlar vardır, ben durumu biraz buna benzetiyorum. Tez canlı olanlar; neredeyse her durum ve koşul için yorum yapıp, bir an önce iyi ya da kötü bir sonuca varmaya çalışırlar, sessizler ise genellikle dinleyip, karşı tarafın dediklerini iyice özümseyip, bazen özümsese bile son sözü söylemek için hep doğru zamanı beklerler. Ben aslında genelde ilk grupta yer aldım bugüne kadar ama inanın bende bile bir kırılma noktası oldu. Herzaman tez canlı olmanın çok da faydalı olmadığını gördüm bu olayların sonucunda. Ayrı bir yazımda mutlaka daha derinden değineceğim, şimdi  asıl konudan sapmayalım.

Biz halk olarak baya bir sessiz kaldık, hep dinledik, tüm söylenenleri iyice özümsedik, doluya, boşa koyduk değerlendirdik.Birşeyler aklımıza uygun gitmese de kimse kişisel olarak haklarımıza karşı çıkmadığı sürece sineye çekeriz dedik.  Ama ne demişler sessiz atın tekmesi pek olur, işte bizimki de aynen öyle oldu. İnsanlar dur durdu ve sabırları son buldu, kibarlık da anlayış da bir yere kadar, yapılacakları dikte etmek bırakın biz 18+ insanları çocukları bile rahatsız eder.  Bizi de etti sonunda,  bu nedenle de herkes birbirini tanısın tanımasın barikat için ellerini birleştirdi, yüreklerini, cesaretlerini ortaya koydu, canları pahasına çıktı yola,  göğüs gerdi  tüm panzerlere ve gaz bombalarına, hatta plastik bombalara. Bu uğurda yaralananlar ve can verelenler de oldu. Onlar bizim gururumuz, bazılarımız ben dahil bu kadar cesaretli davranamadık, atamadık kendimizi gaz bombasının ya da panzerlerin en önüne ama onlar attılar. Öyle bir umut oldular ki artık biliyoruz bugünden sonra hiçbirşey eskisi gibi olmayacak. Anayasanın maddelerine, gezi parkına, ormanlık alanlara, kentsel dönüşüm adı altındaki oluşumlara,  medyanın ve önemli kuruluşların nasıl bir duruş sergileyeceğine, giydiğimiz kıyafete, içtiğimiz içeceğe (saymakla bitmeyecek sanırım) laf söylecekken iki kere düşünecekler. Bizi ne gaz bombası ne de panzer durduramaz. Zor günlerimizde yanımızda olan direnen tüm insanlara yiyecek, içecek dağıtmak, ihtiyaç gidermek, yaraları sarmak için kapılarını açan oteller, evler, yardım dağıtan tüm özel sektör kuruluşları hepinizi ayakta alkışlıyoruz. Yanımızda olmayıp tercihini diğer taraftan yana yapan ve suratımıza kapılarını kapayan tüm kuruluşlar sanırım nasibinizi aldınız, uzun sürede iş tatlıya bağlanmayacak gibi duruyor bu kurum ve kuruluşlar için. Bazıları erken uyanıp biz de direnişteydik deseler de ben size ne diyorum "UYANDIK", artık herşeyin tüm netliği ile farkındayız. Belki de gözümüze parmakla sokmalarını bekliyorduk ama olsun.


Şimdi Türkiye geçliğinden ve aynı doğrunun ardından giden insanlardan beklenen, taşkınlık yapmadan haklı iken haksız duruma düşmeden savunmamıza devam etmek. Bu illa kendimizi parklara, caddelere, sokaklara atarak değil de mantıklı olarak olaylara dur diyecek bir birleşme sağlayarak olabilir. Ayyaş ve çapulcular olarak bizden beklenen Türkiye Cumhuriyetine bize emanet edildiği gibi sahip çıkmak. Yeterki yüreklerimiz bir amaç için birleşsin,  üzerinde yaşadığımız topraklara sahip olan atalarımız hem içtiler, hem savaştılar ve sonuna kadar da at üstünde liderliklerinden bir nebze olsun kaybetmediler. Amaç hepsi için aynı idi; gelecek nesillere rahat ve huzur içinde yaşayacakları verimli topraklar bırakmak. 1cm karesini bile kaybetmemek için savaştılar bundan sonra bizim de bu toprakların bir cm karesini başkalarına bırakmaya niyetimiz yok. Inanan ve direnen tüm kalplerin sonuna kadar aynı atması dileği ile. 

21 Mayıs 2013 Salı

Kendinizi İyi Hissetmenin 20 Yolu




Eminim herkes için farklı yöntemler ve sıralamalar vardır, benimkiler ekte...

  1. Kendizi Sevin: Önce kendiniz, herşey kendinizi sevmek ve olduğunuz gibi mutlu olmakla başlıyor. Siz kendinizi ne kadar sever ve sayarsanız etfanızından da aynı yansımayı görürsünüz.
  2. Ailenizi ve sevdiğinizi arayın:  Hayatta en güvendiğiniz kişilerle; bu anneniz, babanız, anneanneniz ya da sevgiliniz/eşiniz olabilir, iletişimde olun. Gün içinde güvendiğiniz insanlarla konuşmak size iyi gelecektir.
  3. Dua edin ya da meditasyon yapın: Egonuza biraz olsun sizİ yalnız bırakmasını söyleyin, sadece kendinize odaklanın ve içinize dönün.  Konsantre birşekilde dua ederken ya da meditasyon yaparken dış dünya ile olan iletişiminize biraz ara vermiş olursunuz.
  4. Haftada 3 gün spor yapın: Sağlıklı bir beden için spor yapın. İnanın bana hastalıklar sizden uzak olacak.
  5. Yapılacaklar listesi: Her sene başında kendinize yeni hedefler koyun ve ara ara ne durumda olduğunuzu kontrol edin.
  6. Gülümseyin: Bu dünyadaki en güzel makyajdır. Hem etrafınıza hem de kendinize pozitif enerjinizi yansıtın. İçinizde geliyorsa kahkaha atmaktan çekinmeyin.
  7. Su için: Bol bol su için. Güne başlarken birşey yemeden önce  koca bir bardak su için. Cildinizin ne kadar güzelleştiğini göreceksiniz.
  8. Derin nefes alın: Doğru nefes alma tekniklerini öğrenin. Doğru nefes bedeninizdeki tüm hasas noktalara iyi gelecektir Gün içinde derin nefes almayı kendinize hatırlatın ve bunu alışkanlık haline getirin.
  9. Yeni bir  hobi edinin: Mesela blog yazınJ, dans, fotoğraf, metin yazarlığı… Liste sizin, içinizden ne geliyorsa deneyin, sonunda mutlaka birinin tam da sizlik olduğunu fark edeceksiniz.
  10. Empati yapın: Dünyaya başkalarının gözlüklerinden de bakmayı öğrenin. Sürekli eleştirmek yerine biraz daha anlayışlı olmanızı sağlayacaktır. Size yapılmasından hoşlanmadığınız bir davranışı siz de karşı tarafa yapmayın.
  11. Hayır demeyi öğrenin: Her zaman evet diyerek başarıya ulaşacağını sananlar çok yanılıyorlar. Durum gerçekten hayır demeyi gerektiriyorsa basitçe hayır diyebilmelisiniz. Pratik yapıldıkça kolay öğreniliyor
  12. Notlar yazın: Annem yıllarca yaptı ve bende de bir alışkanlık haline geldi. Sevdiğiniz kişilere onları mutlu edecek küçük notlar bırakın. Herkesin sevildiğini ve önemsendiğini bilmeye hakkı var.
  13. Seyehat edin: Bunu birinci madde olarak mı yazmalıydım acaba? Uçakta mı doğdum acaba diye ara ara anneme sormuyor değilim. Bir insan bu kadar seyehat etmeyi sever mi? Yeni kültürler öğrenin, yeni tatlar keşfedin. Zaman ve bütçe buldukça seyehate çıkın.
  14. Kitap okuyun: Özellikle gerçek hayat hikayelerinden oluşan otobiyografiler okuyarak farklı kişilerin hayata bakışı konusunda fikir sahibi olarak kendiniz için çıkarımlar yapabilirsiniz.
  15. Zamanı iyi Yönetin: Bunu ne yapıp edin öğrenin. Planlı programlı olmanın hiçbir zararı yok, inanın bana kendinize daha çok zaman ayırabiliyorsunuz
  16. Saygı: Herkese karşı saygı duymayı öğrenin. Yaş olarak sizden küçük ya da büyük olmasının bir önemi yok.
  17. Hayvanları ve doğayı sevin: Size herzaman pozitif enerji vereceğine eminim.
  18. Soru sorun: Kendinize ara ara da olsa sorular sorun. Hayat koşuşturması içinde o kadar kendimizi unutuyoruz ki bazen zevk aldığımız şeyleri bile es geçiyoruz. Kısaca olumlama yapın, gerektiği yerde ise kendinizi eleştirin.
  19. Hayal kurun: Hayellerin olmadığı bir dünya düşünemiyorum. Sizi yaşama bağlar ve içinizdeki yaşam sevincini dinamik tutar.
  20. Akışına bırakın: Bazen sadece akışına bırakmak gerek. Zorlamak yerine hayatın size hazırladığı sürprizlere kucak açın. Bu sürpizler zaman zaman olumsuz gibi görünsede sonradan şükredeceğiniz durumlar doğurabilir.








16 Mayıs 2013 Perşembe

Dondurma Sezonu Açıldı

Bahar ve yaz aylarının vazgeçilmez lezzeti Dondurma. Sevmeyen var mıdır bilmem, ben şimdiye kadar yemeyen bir kişiye rastladım onun da süte alerjisi var bu nedenle sadece sorbe tarzı dondurmaları yiyebiliyor ama gün sonunda o bile ısrarla yiyiyor.

Eskiden Bağdat Caddesinde bir iki dondurmacı varken şimdi İtalyanı, Türkü, Bodrum'lusu, Bostancı'lısı hepsi bir dükkan açtı neredeyse. İtalyan dondurmalarını biraz fazla şekerli ve yumuşak buluyorum o nedenle hangi birini denediysem çok da bayıldım diyemem. Herkesin dordurma sevdası başkadır, ben kişisel olarak biraz daha sert dondurma lezzetlerinden hoşlanıyorum. 

Bu yaz beni Bağdat caddesinde mutlu eden haberlerden biri Bostancı'da bulunan Dondurmacı Yaşar Usta'nın tam da evimin karşısına açılmış olması. Yaşar Usta'nın diğer dondurmacılardan farkı klasik sütlü ya da maraş üsülü dondurma değil de harika sorbe lezzetleri sunuyor olması. İnanın bana lüks restaurantlarda ara sıcaktan ana yemeğe geçerken servis edilen hem bir önce yediğinizi bastırmak hemde ağzınızdaki tadı nötürlemek adına sunulan sorbelerden bile güzel. Üstelik topu 1.5 TL. Oldukça farklı tatlar var; kırmızı erikli, tahinli, tarçınlı, beyaz dutlu, incirli ve beyaz çikolatalı. Çilek, şeftali, kavun gibi klasik olmuş lezzetleri saymıyorum dikkat ederseniz. 

Diğer ikinci güzel haber ise yıllardır Bodrum'da ne zaman Bitez'e gitsem ve tıka basa dolu bile olsam bir top yemeden geçmediğim Bitez Dondurmacısı, gerçi artık Bodrum Marina'ya da açıldı, Bitez'e gitmeyi beklemeye gerek kalmadı sıcak Bodrum günlerinde. Neyse konumuza geri gelirsek Bitez Dondurmacı Şaşkınbakkal'da Nezih Kırtasiyeyi geçer geçmez alt pasajın oraya açıldı, geçen hafta onu da denedim, tat ve çeşitler Bodrum'dakinin aynı. Hala Balbadem ve Kanyak'lı dondurması favorim. Cevizli ve damla sakızlı'yı da denemenizi öneririm. Balbadem ve cevizlide malzeme oldukça bol, sanırım çekici yapan kısımlarından biri de o. Bitez Dondurma'nın da topu 2TL.
Eskiden hatırlayanlar vardır mutlaka, benim çocukluğumda Suadiye'de ve Caddebostan'da Hacıbey vardı, öyle bir şamfıstıklı dondurması vardı ki, fıstıktan dondurmanın süt tadını almak mümkün olmazdı. Belki biraz abartılı yazdım ama kısaca malzemenin hakkını verirlerdi. İşte Bitez dondurmanında malzeme kalitesi aynı böyle.

Şimdi geriye hangi lezziz dondurmacı kaldı caddeye açılmasını beklediğimiz bilin bakalım, neyse ben dayanamayıp söyleyeceğim galiba. Tabiki Moda'daki meşhur Ali Usta...

Bol dondurmalı bir yaz olsun. Hem kalorisi az hem de seçenek çok. 

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...