Etiketler

19 Kasım 2015 Perşembe

Budapeşte


Bir masal şehrine gitmeye hazır mısınız? Hazısanız sabırla sonuna kadar okuyun bu yazıyı. Sonunda iyki de gitmişim diyeceğiniz ve tadına doyamayacağınız gezimizi tüm detayları ile anlatacağım sizlere. Nereden bahsettiğimi anlayanınız olmuştur belki masal şehir deyince. Bana şimdiye kadar kendimi Alice Harikalar Diyarında hissettiğim yeri  sorsalardı size hiç düşünmeden Prag derdim taa ki Budapeşte’yi görene kadar.
Toplayın  bavulları Perşembe Pazar bizim gibi bir long weekend kaçamayı yapın sizde. Türk Havayolları ve Pegasus’un uçuşlarından uygun olanı şeçin. Biz saatleri daha uygun olduğu için gidiş Pegasus dönüş Türk Havayolları ile uçmayı tercih ettik. Havaalanından iner inmez otele varmanız trafik olmadığı durumlarda 30 dk kadar sürüyor. 4 kişi gidiyor iseniz kesinlikle taksiye binmenizi tavsiye ederim. Keza Türkiye taksi fiyaları ile karşılaştırınca uygun sayılabilir. 7000 Forint tutuyor, iki sıfını atıyorsunuz ve 70 TL’ye denk geliyor. Macaristan’da harcadığınız her kalemi TL’ye çevirmek işte bukadar kolay. Taksiye binmek istemeyenler 200E numaralı otobüse binip son durakta inerek metro bağlantısı ile istedikleri durağa ulaşabilirler.
Budapeşte içi ulaşım ise rahatlıkla yürünerek de yapılabilir ama mesafeler tahmin ettiğiniz kadar kısa değil. Bu nedenle biz Hop an Hop Off adında bir otobüs bileti aldık. 48 saat boyunca istediğiniz otobüse inip binme ve etrafı ister üstü açık, ister kapalı gezme imkanınız vardı. Diyelim ki Parlemento binasını gezeceksiniz hemen yakın durağında inip gezinizi yapıp ardından size en yakın Hop an Hop Off otobüsüne binebiliyorsunuz. Bir diğer avantajı da bu biletle birlikte 2 kere Tuna nehir turu yapan tekneye binme şansınız da var. Diğer türlü tek tekne turu pahalıya geliyor. Belirttiğim linkten durakları ve rotayı da gitmeden inceleyebilirsiniz.
Hop and Hop Off Turundan - Kulağımızda Kulaklıklarımızla

Budapeşteyi ben tabana kuvvet gezerim derseniz ‘free walking tour’ u da tercih edebilirsiniz. Bu turda size eşlik eden rehber şehrin önemli noktalarını yürüyerek gezdiriyor ve siz gün sonunda kendisine bahşiş veriyorsunuz. Anlatım dili İngilizce. Daha detaylı bilgi için http://www.triptobudapest.hu

Budapeşte Buda ve Peşte’nin birleşmesi ile ortaya çıkmış. Tuna nehri şehri ikiye bölüyor. İki şehri birbirine bağlayan önemli köprüler var. Bunlardan en ihtişamlı olanı ‘Chain Bridge’ (Zincirli Köprü).

Akşam hava karardığında ihtişamdan ne kastettiğimi anlıyor olacaksınız. Sürekli anlatılan da bir hikayesi var. Buraya yapan mimar köprüde bir hata bulursa kendisini Tuna nehrine atacağını söylemiş, Köprüyü inceleyen kimse hata bulamazken ufak bir çocuk çıkıp köprünün iki başında bulunan aslanların dili olmadığını söylemiş ve bunun üzerine mimar kendini köprüden atmış neyse ki yüzme biliyormuşJ

Budapeşte Konaklama:

Önemli tarihi yerlerin bulunduğu bölge Buda, eğlencenin ve popüler otellerin bulunduğu taraf ise Peşte. Biz de bu nedenle şehir merkezinin en cafcaflı restaurant, bar ve caddelerine yakın olabilmek adına konaklamamızı Peşte tarafında gerçekleştirdik. Mercure otel, tam da her yere yürüme mesafesinde. Şehirde 8 tane Mercure otel varmış o nedenle açık adresini yazmam gerekirse 1052 Budapest Vaci Utca 20 – Magyarorszag Vaci Street 20. Otelden beklentiniz çok yüksek olmasın, odalar temiz, merkezi ve fiyatı uygun. Gitmişken tarihi bir otelde kalayım fiyat benim için sorun olmaz derseniz de ben olsam Marriott, Sofitel ya da Four Seasons Otel’den birinde kalırdım. Hepsinde şahane manzara var.
Şehirdeki gezi rotalarını kısaca listemek gerekirse;

Buda tarafı;
- Gellert Tepesi (Gellert Hegy)
Bu tepede gerçekten şahane bir Peşte manzarası var. Yürümek biraz zaman alsada değer. Her zaman taksi kullanma şansınız var.
- Özgürlük Heykeli (Szabadsag szobor)
Bu heykel 2. Dünya savaşının ardından süren komünizme ait tek yapı. Ülkenin özgürlüğünü sembolize ediyor ve neredeyse şehrin her yerinden görünüyor.
- Kale Tepesi (Varhegy)
Kale tepesine ulaşmanın farklı yolları var. Ara sokaklara dalarak yürümek, merdivenleri tırmanmak, hop and hop off’a binerek yakınana kadar varmak  ya da finikülere binmek.
Kale tepesine geldiğinizde bu aşağıdaki yapıları da görmeniz mümkün.
-       Kraliyet Sarayını  (Royal Palace)
-       Matthias Kilisesini (Matyas Templom)
Macar Kralı Matthias bu kilisede 2 kez evlendiği için kiliseye ismini vermiş. Klise Budapeşte’nin en eski binalarından biri, 13yy ait bir yapı.  Osmanlılar şehri ele geçirdiğinde kiliseyi camiye çevirmişler fakat halk özgürlüğünü kanıtlayınca yapı tekrar kliseye dönüştürülmüş.
-       Balıkçı Kale Burcunu (Fisherman's Basiton – Halaszbastya)
Budapeşte genel anlamda tam bir masal şehri, bu yapıyı gördüğünüzde daha da ikna olacağınıza    eminim. Tam fiction ya da çizgi film çekimine uygun yapılar var.

- Gül Baba Türbesi
Osmanılılar döneminden kalma türbe

Peşte tarafı;
- Parlamento Binası (Orszaghaz)
Bu turunuzda Parlamento binasının içini gezmek için mutlaka vakit ayırın derim. Tek kötü yanı EU vatandaşı olmayanlardan giriş için 2 katı para almaları. EU  vatandaşları 2600 Forint bilet parası öderken siz Türk olarak 5600 ödemek durumunda kalıyorsunuz. Çinli ya da Hintli değilseniz bence İtalyan, İspanyol ya da Yunanlı olduğunuzu söyleyebilirsiniz. Tabii size karşılık o dilde soru falan sormamalarını dileyerek. Biz yapamadık ama sonradan düşününce sadece EU vatandaşı olmadığımız için ödediğimiz iki katı para anlamsız geldi. Neyse bina ve turu yaptıran rehberler her türlü parayı hak ediyorlar. Binanın içi öyle ihtişamlı ki gerçekten parlamenter olmak geliyor insanın içinden.
Nehir kıyısında Parlamento binasına yakın demir ayakkabıları da görün derim. Hikaye biraz acıklı, 2. Dünya savaşı sırasında Tuna nehri kıyısında sırtından vurulan Yahudileri simgeliyor. 

- St. Stephen's Basilica (Szent Istvan Basilika)
Şehrin en uzun yapılarından. İçini gezmek mümkün.

- Merkez Sinagogu (Dohany Utcai Zsinagoga )
Avrupa’nın en büyük sinegogu olduğu için, önemli bir yapı. Biz gittiğimizde kapalı olduğu için içini görme fırsatım olmadı. 


- Andrassy Caddesi (Andrassy Ut)
Bu cadde Budapeşte’nin Şanzelizesi. Bütün marka dükkanlar burada. İndirime denk gelirseniz hava alanında geri alacağınız vergiyi de düşünerek Türkiye’den daha ucuz fiyatlara istediklerinizi almak mümkün. Bu arada bu caddenin hemen paralelinde şık restaurantlar var, eğlencenin kalbi de bu caddeye çok yakın diyebilirim. Opera binası da tüm ihtişamıyla burada bulunuyor. Gitmişken operaya bilet alalım derseniz aklınızda bulunsun.
Kahramanlar Meydanı (Hosok Tere)
Oldukça geniş bir meydan. Ülkenin kahramanlarını şanına yakışır bir şekilde sergiliyorlar. 

Şehir Parkı (Varosliget)
Vaci Caddesi (Vaci Utka)
Bu cadde sadece yaya yürüyüşüne açık ve etrafınızda birçok hediyelik eşya dükkanı ve restaurant bulacağınız bir cadde. Budha Bar’ı arkanıza alarak yürürseniz eğer, caddenin sonunda Central Market’e ulaşabilirsiniz.
-
Central Market (Központi Vasarcsarnok)
Burası hem turistik hem de yerel halkın Pazar alışverişini yaptığı açık bir Pazar. Hediyelik eşya, peynir, et, sebze ve meyve satın almak için uygun. Hediyelerinizi yine de cadde üzerinde bulunan hediyelik eşya mağazalarından alın derim. Central Market çoktan turistik olmuş bile.
Vörösmarty Meydanı 
Oldukça şık bir meydan. Kafeler, mağazaların bulunduğu meydanda Avrupa’nın birçok şehrinde var olan Hard Rock Café ve asıl önemlisi 150 yıllık Gerbeud kafe burada bulunuyor.
Erzsebet Ter Meydanı
Gençlik çoğunlukla bu meydanda takılıyor, o nedenle her daim hareket var. Love Tree’ye inanıyorsanız bir kilit bağlamak için ziyaret edin.

Tekne turu yaparken önemli binaları oldukça güzel resmedebilirsiniz. Tekne turu demişken akşamüstü şehir aydınlıkken binip hava kararmaya yakında ışıklandırılmış halini yine tekneden izleyin derim. Bu arada yemekli tekne turları da var ama biz tercih etmedik. Tekne tur esnasında Margit Adası’na da uğruyor. Ada Budapeştede yaşayanlar için yürüyüş mekanı olarak tercih ediliyor. Bisiklet turu da yapmanız mümkün, ayrıca ada da 2 adet lüks otelde var.
- Termal Havuzlar
Gelelim termal havuzlara, o kadar ün yapmışlar ki bu termal havzuların birçok hastalığa şifa olduğu söyleniyor. Buda ve Peşte tarafında bu konuda ünlenmiş havuzlar var. Kişi başı 4500 Forint’e şifa bulmanız mümkün.

Sen ne anlatırsan anlat ben illa kendi rotamı çizip gezicem diyenler bu lini mutlaka incelesin. https://www.triposo.com
Her yerden şehri gezip gördük bir de dönme dolaba binip manzaraya bakalım derseniz o da mevcut.


Budapeşte Gece Hayatı:
Her yaştan insanın takılabileceği mekanlar söz konusu. Herkesin bahsettiği ruin bar konseptini mutlaka görmelisiniz. Bunun en güzel örneği Jewsih District’te bulunan Szimpla Kert. Her odası farklı döşenmiş, gündüz giderseniz müze gezer edasıyla da gezmeniz mümkün.

İçkiler o kadar uygun fiyatlı ki Budapeşteye gittim, şöyle kafayı bulup eğlenemedim deme şansınız yok.
A38 Ship, Trafiq, Peaches&Cream. Studio Club, Bad Girlz (Coyote Ugly filminden fırlamış bir mekan). Bad Girlz tam da Four Seasons otelin bulunduğu yerde. İsterseniz önce Four Season'ın barında şık bir kokteyl için, ardından Bad Girlz’e ya da o sokakta bulunan bir çok farklı barı ziyaret edin zevkinize göre.
Ara sokaklarda da çok farklı barlar varmış, ama çok da dar sokaklar içinde ise de tehlikeli olabiliyormuş. Aklınızın bir köşesinde bulunsun. Bulduğunuz her deliğe girmeyin yaniJ

Budapeşte Alışveriş:
Bu şehirde öyle çılgınca alışveriş yapıp döndük diyebileceğinizi sanmıyorum. Birçok marka var ama indirim dönemi değilse ülkeden çıkarken vergisini düşseniz de çok uyguna gelmiyor. Alınacak en güzel şey Kristal ürünler. Yeni evleniyorsanız falan Paşabahçe ya da Butik mağazasına tonlarca para dökene kadar Budapeşteye gelin, hem seyahat edin hem de tüm içki ve bardak setinizi tamamlayın derim. Hediyelik eşyacılarda satılanlar biraz daha uygun ama illa marka alayım derseniz de Herend’in dükkanına uğmayadan geçmeyin. Bir de enteresan bir şekilde memlekette kürk uygun fiyata. Kürk kalpaklar inanın bana Kazakistan'dan bile ucuz. Vintage ürünler satın almayı seviyorsanız mutlaka Szyputnik mağazasına uğrayın. 2.el çok uygun fiyata kürkler var ama onun dışında çok farklı ürünlere de rastlamanız mümkün. Bir şey almadan çıkmak imkansız gibi. Ben özellikle ipek gömleklere bayıldım.

Gastronomi:
Benim için olmazsa olmazlardan. Gitmeden araştırdığım, inanın bana önemli tarihi binalardan daha çok hangi restaurant ya da sokak yemek mekanlarının ünlü olduğu ve tabii mutfağı. Budapeşte'nin en meşhur yemeği Gulaş, bana çok hitap ettiğini söyleyemem çünkü et suyu yemeklerle aram çok iyi değildir ama yiyenler oldukça beğendi. Bu arada her yerde kırmızı toz biber satıldığını göreceksiniz, Avrupa'da baharatı bu kadar yoğun kullanan başka bir halk yok sanırım. Yemeklerinin bazıları bizim Türk yemeklerine çok benziyor onlarda domates, soğanı bizim gibi kavurup birçok baharat ekleyip ardından malzemeyi içine katarlarmış. Osmanlı  etkileri demeden geçemeyeceğim. Sebze ve meyve alışkanlıklarını da bizden almışlar. Hop and Hop Off turu alırsanız tüm bu hikayeleri dinliyor olacaksınız. Bu arada bir şehiri gezeceğiniz zaman farklı internet sitelerine baktınız, blogları okunuz falan tamam da Tripadvisor’a bakmadan geçmemenizi tavsiye ederim. Genelde tavisyelerinde çok yanılmıyorlar.
Budapeşte'de her damak tadına uygun yemek bulmak mümkün, çünkü dünya mutfağın çok restaurant var. Aralarında bilindik olanlarının da şehirde şubeleri var. Wasabi, Nobu, Da Mario, Hard Rock Cafe gibi.
Biz bunların dışında yerler keşfedebilmek adına farklı yerlere gittik. İlk vardığımız öğlen Central Market yolu üzerinde sol tarafta bir sokak restaurant'ına gittik ve lokal mutfağından yemekler yedik ama benim gibi et suyu düşkünü değilseniz şahane pizza da yapıyorlar.
Akşam ise yine lokal takılıp Çigan müziği dinlemek istediğimizi söyleyince otelin bizi yönlendirdiği restauranta gittik. Şık ama Budapeştede yediğimiz en pahalı yemekti diyebilirim. Ayrıca çok da lokal bir Çigan müziği olmadı sanki, müziği yapan kişiler smokinli ve oldukça cool'lardı. Mekanın adı "Razkakas"
Ertesi gün size sokak yemekleri demiştim ya hani mutlaka gitmelisiniz diyorum. Jewish District’te bulunan Meksika yemekleri yapan El Rapido ve bizim dürüm tipinde sandviçleri ve çorbaları ile meşhur Bors. Sandviçlerinizi elinize alıp sokakta bulunan 3 tekerlekli motorsiklerin arka kasasına içeceklerini koyarak yemek yiyorsunuz. İçeride atıştırmak kalabalıktan dolayı pek mümkün değil. Bu yolun biraz ilerisinde yan yana sokak yemeği satan büfelerde var ama kokusu beni cezbetmedi açıkcası.
Bors Gastro Bar
El Rapido Mexican

Imazs Sushi
La Pampa Steak

Akşamüstü güzel bir mola vermek için NewYork Cafe’ye mutlaka uğrayın . Tatlı ve kahve keyfi yapabilirsiniz ya da bizim gibi hazır bu kadar şahane bir görsel güzelliğe denk gelmişken bunu şampanya içerek taçlandırabilirsiniz. Dünyanın en ihtişamlı kafesi olarak geçiyor, o yüzden görmeye değer. 
NewYork Cafe

Gezdiğimiz diğer restaurantları tek tek anlatmak yerine resimlerin altına isimlerini yazdım. Hepsi birbirinden lezzizdi. Ben Budapeşte'den oldukça güzel anılarla ayrıldım ve inanın bana tadına doyamadım. Birkaç yıl sonra tekrar görüşmek üzere Masal Şehri.

28 Ekim 2015 Çarşamba

Poyrazköy


29 Ekim tatilinde Istanbul'da kalacaklar için güzel bir önerim var.

Üşenmeyin haydi, hava durumu da hazır el veriyorken  atlayın arabaya Poyrazköy'e gidin. Sağınız Karadeniz, solunuz Boğaz...Kuruluşu 600 yıl öncesine kadar gidiyor, kaynakları araştırdığınızda ilk Cenevizlilerin yerleştiğinden bahsediliyor.

Bu aralar 3. köprü inşaatı sebebiyle adını sıkça duyuyoruz ama gidip görmeyede değer bir sahil kasabası bence. Biz en son Eylül ayında gitmiştik, tam Sardalya balığı mevsimi idi, Karadeniz'e yakın bu kıyıda doya doya balık yedik. Şimdi de kalkan mevsimi başlıyor. Istanbul'daki balıkçılardan çok daha uygun fiyata, daha lezzetli balık yiyeceğinize şüpheniz olmasın.




Nasıl mı gideceksiniz?
Anadolu yakasında Beykoz'u geçtikten hemen sonra Poyrazköy - Anadolu Feneri tabelası var. Bu tabelayı takip ederek 18 km sonra Poyrazköye ulaşabilirsiniz.
Özel aracınız yok ise Kavacık'dan kalkan 135 no'lu belediye otobüsü ile de buraya varmak mümkün.



Poyrazköy eskiden daha sessiz ve sakin bir kasaba iken, son gidişimizde oldukça kalabalıktı. Lüks teknelerde burayı keşfetmiş, hatta gelmeden önce restaurantlara rezervasyonlarını bile yapar hale gelmişler. Doğruyu söylemek gerekir ise fiyatlar eskiye nazaran biraz şişik.

Yaz aylarında da yolunuz düşerse plajları kullanarak denize girmek isteyebilirsiniz. Ağustos'da gittiğimizde o kadar kalabalıktı ki biz yeltenemedik bile.



Poyrazköy'e gittik, tadına doyamadık derseniz tam karşı kıyısında bulunan Garipçe köyünü deneyin derim. Garpiçe'de Avrupa yakasında Rumeli tarafında yer alıyor. 

Herkese şimdiden iyi tatiller.

11 Eylül 2015 Cuma

Anne ve Baba Olma Tecrübesi, 0-9 Ay Deneyimler


Doğumu 3 evreye bölersek eğer; doğum öncesi hergün ayrı bir heyecan ve koşturma, doğum esnası nutkun tutulduğu an ve doğum sonrası ise tam bir delilik olarak nitelendirilebilir. Biz 9 aylık serüvende neler yaşadık kendi yorumlarımla anlatmak istedim.

Doğum öncesinde kırkbin hazırlıkla en ufacık iğne detayına kadar hazırlıklar sürsede, bebeğinizi eve ana kucağında getirdiğimiz ilk an ne yapacağını bilememektir ebeveynlik

İlk günlerdeki tecrübesizlikle ağlama krizlerinin neden kaynaklandığına adeta bir matematik problem çözer gibi kafa yorup sonunda o çaresizlik ile ilk 15 dk içinde gaz çıkarıp, alt temizleyip, emzirmeyi başarmaktır.

Emzirme esnasında gögüslerinizin harap olduğunu bile bile, adeta bundan ayrı bir zevk alırmışcasına, çılgın bir mutluluk 
içerisinde gözlerden yaşlar gele gele emzirmeye devam etmektir,

Loğsalık döneminde eve gelen misafirlerin neolur kalkın artıkda uyuyayım diye gözünün içine bakıp onlar kapıdan çıkar çıkmaz düşen başınızı yastığa koyduğunuz anda görev sırasının yine size gelmesidir

İlk 40 gün içinde etrafınızda sık sık göreceğiniz anneniz ve kayınvaldeniz iyi bir yorum yapmaya çalışsada boğazlarına yapışmak istemektir

Kocanız dünyanın en melek eşi ve babası bile olsa bazen onu da camdan sallandırma hayalleri kurmaktır

Geceleri evinizin yeni üyesi ile uyuyup uyumaya alışma, çıt sesine kalkma ve her saat başı uyandıktan sonra geri uyumayı başarmaktır

Ilk aylar acaba nefes alıyormu diye her saat başı, bazen 15 dk’da bir hırsız edasıyla bebeğin başına dikilip uyandırmadan nefesini kontrol edebilmektir

Uykusuzluktan kafayı iyice yiyip beyninizin size oynadığı oyunlarla başa çıkabilmektir

Gaz çıkardığında ya da kaka yaptığında piyango çıkmış kadar sevinmek ve bu sevinci hergün yaşamayı dilemektir.

Evin her köşesinde ayrı bir emzik, oyuncak bulup önce bir ton söylenip sonra çaresizce onları düzenleme ve ertesi günü ve bir ertesi günü aynı şeyi yılmadan tekrarlamaktır

O özenle aldığınız cicili bicili kıyafetleri binbir zorlukla giydirme çabasıdır

Biberon ve kaynar sularla dost olmayı öğrenmektir

Alt bezi aylık paketinin  hangi internet sitesinde en uyun fiyata satıldığını kovalamaktır

Banyo yaparken bebek elinizden kayıyor diye şampuana saydırmaktır

Baba kelimesini çoktan sökmüş olan çocuğunuza, inat ve ısrarla gün içinde belki 50 tekrarla anne dedirtmeye çabalamaktır

Sinema, tiyatro, yeni açılan mekanları takip etme gibi alışkanlıklarınızı şansınız var ise dergilerden takip etmektir, çoğu zaman ilk 4 ay dergi de lüks grubuna giren ürünler içerisindedir

Evinizde yabancı bakıcınız var ise adeta ekonomi kanalında çalışıcasına kuru soran herkese küsüratına kadar söyleyebilmektir

Eşinizle iki gün tatile kaçıp üçüncü gün burnunuzun direği sızlayarak geri gelmek ve 15dk sonra acaba kalsaydık daha mı iyi diye düşünüp kendinizi iyiden iyiye suçlu hissetmektir

Hastalandığında gözünüzü tüm gece kırpmadan ertesi gün işe gitmeyi başarmaktır

Kızı olan babanın kızı doğana kadar erkek isteyip sonrasında gözünün kızından başka şey görmemesidir

Her sohbet ortamında erkek çocuğu olan arkadaşlarınızla şaka yollu da olsa ağız dalaşı yapmaktır

Yaşını bile doldurmamış kızının beraber olacağı tüm erkek arkadaşlarını bir düşman olarak görüp şimdiden gardını alma planları yapmaktır (%100 babaya özel)

Tüm evin dekorasyonunu yeni baştan dizayn etmektir.

Evinizdeki bakıcıyı bir gün gözünüzde canavarlaştırıp, ertesi günü boynuna sarılmayı istemektir

Yemek yesin diye akla gelebilecek tüm karışım ve bulamaçları bir gurme edeasıyla denemektir.

Haftasonları şöyle evden çıkmadan ayağımızı uzatıp dvd seyredelim keyfini uzun süre akıllardan silmektir

İlk adımlarını atarken düşmesin diye CIA gibi çalışarak heryere farklı sistemler döşemektir.

Kokusunu ne kadar içinize çeksenizde, en sevdiğinizden yerlerinden defalarca öpsenizde uyurken bile onu özlemektir

Birlikte oyun oynarken kendinizi çoçuk hiseddip tekrar hayaller kurabileceğinizi hatırlamaktır

Sevginin bazen  de çılgınlık boyutuna ulaşacağının farkına varmaktır

Emeğini, yüreğini maddi ve manevi tüm varlığını hesapsızca ortaya koyacağın bir delilik halidir

Ve tüm bu delilikler içerisinde bebeğinizle geçirdiğiniz her saniye için her daim şükretmektir.



13 Ağustos 2015 Perşembe

Musto Bistro, Bodrum



Bu yaz 1 aydan fazla Bodrum'da kaldım ve en fazla nerede yemek yedim derseniz tercihim yeni açılan Musto Bistro oldu. Oldukça kalabalık, yol üstü ama bir okadar da samimi bir mekan. Servis, kalite ve hizmete diyecek yok. Yemek seçimi size kalmış et ağarlıklı ama deniz ürünlerini içeren de bir menüsü var. Başlangıç ve ara sıcaklar da oldukça lezziz. Bir gidişinizde ana yemek olarak et yiyecek iseniz ortaya başlangıçlardan peynir ya da şarküteri tabağı, ara sıcaklardan domates reçelli peynir toplarını sipariş ederek zevkinize göre etinizle devam edin derim. Bu menünün yanında mekanın size sunacağı iyi bir şarap listesi olduğundan emin olabilirsiniz.  Gelelim deniz ürünleri tercih edecek olanlara; ben deniz ürünleri ile genellikle rakı içmeyi sevdiğim için başlangıç olarak rakı tabağı söylüyorum, özellikle de erken gidip biraz demlemek için ideal. Devamında kalamar tava, ızgara ahtapot salata ve ızgara karides hiç fena olmuyor benden söylemesi.
Yedik içtik çok güzelde hesap ne durumda derseniz fiyatlar Bodrum'un diğer el yakan restaurantlarına nazaran daha uygun.



Bu arada Musto Bistro Bodrum Marina'nın tam karşısında, yemekten sonra geceye devam etmek isterseniz alternatifler çok. Marina Yatch Club'de ya da Tango bar'da canlı müzik dinleyebilir, Teras bar'da bodrum marina ve kale manzarası eşliğinde eğlenebilir ya da birer bodrum klasiği olmuş Küba bar ya da Fink'e ugrayabilirsiniz.

Haydi yaz bitmeden, yolunuz hazır Bodrum'a da düşmüşken uğrayın.

Adres: Neyzen tevfik caddesi no:130 bodrum
Tel: 0252-313-3394

*Resimler Musto Bistro'nun web sitesinden alınmıştır.

15 Mayıs 2015 Cuma

Kipos Restaurant

Sizlere Anadolu yakasında yeni açılan bir balık restaurantı hakkında yazıyorum.

Yazılarımı az çok takip edenler bilir, biz eşimle tam bir Cunda mutfağı tutkunuyuz. Nerede ot, otlardan yapılmış değişik meze ve balık var ise biz oradayız. Burası ister İstanbul’da olsun, ister Ayvalık, Bodrum’da isterse de Yunanistan sınırlarında. Lezzetleri tadıp beğendikçe de sizlerle paylaşıyorum.

Taze Ayvalık malzemeleri ile o mevisime has ne varsa İstanbul’a getirip hazırlayan Hasan Usta (Misina Balık’tan tanıdığınız) kendi mekanını açmış, adı Kipos. Yer Koşuyolunda, çok da güzel ağaçlar altında bir bahçesi var. Açlış için tam da doğru mevsimi yakalamış bence. Fiyatlar da can yakmıyor.

Daha önceki yazılarımda Anadolu yakasının en iyi balıkçısı olarak Misina balık’ı yazmıştım, ee şimdi de diyorum ki Misina’nın aşçısı kendi mekanını açmış, denemekte fayda var. Merak edenler için birkaç resim paylaşıyorum. Sizlere de afiyetle yemek kalıyor.

Lezziz mısır ekmeğini zeytinyağa şöyle bir bandırın, rakıya altlık olsun:)
 Deniz mahsüllü dolma
 Yunan peyniri sıcak şahane oluyor
 Yine farklı hazırlanmış deniz mahsüllü dolma
 Kaşarlı dil balığı


28 Mart 2015 Cumartesi

Evlat

Evlat kelimesinin ne kıymetli bir kelime olduğunu daha önce hiç düşünmemişim meğer,

Ta ki sen o minik ellerin ve ışıl ışıl gözlerinle bizlere bakana kadar.

Evlat içinde ne çok duygu barındıran bir kelimeymiş,

Evlat kız, erkek ayırmadan yüreğini cız ettiren, seni heyecana boğan ilk görüşte aşk yaşatanmış meğer.

Evlat kimselerle paylaşamadığın, gözünden sakındığın en kıymetlinmiş.

Anne, babalarımızdan en çok duyduğumuz “Evladım kaç kere söyleyeceğim”’in altında aslında bıkkınlık değil koruma, sevgi ve aşk barınırmış.

Şimdi sayende bizimde hayatımıza girdi “Evlat”

Saçtığın ışık hayat fenerin, içindeki ses ise sana bir ömür yol gösteren meleğin
Şartlar ve konumun ne olursa olsun içindeki çocuk sana yoldaşın olsun “Evlat”

25 Mart 2015 Çarşamba

Sabah Uykum, Ahmet Batman



Soğuk Kahve kitabının yazarı Ahmet Batman’ın ikinci kitabı Sabah Uykum’u aynı hevesle satın aldım ve okumaya başladım ama açık söylemek gerekirse Soğuk Kahve’nin etkisini bırakmadı üzerimde. Çok ayrılık ayrılık olmuş bu kitap sanki. Soğuk Kahve’de biraz hasret ve özlem de vardı sevgili’ye, bu kitapta ise terkeden sevgiliye daha bir atarlı sanki yazar.  Yine güzel cümleler yok değil ama Soğuk Kahveyi okurken her bir hikayede neredeyse çoğu satırı çizmek ve sözleri aklınızda tutmak istiyordunuz. Belki ilk Sabah Uykum’u okusaydım yine etkilenirdim ama Soğuk Kahve’den sonra bana biraz üzerinde çok da uğraşılmadan yazılmış gibi geldi.

Yazarın sevdiğim cümlelerinden birkaçını yine sizlerle paylaşmak isterim.

“Yara bandı ruha iyi gelmez”
“Gülüşünden akan yağmur damlalarını özledim”
“Sana olan sevgimi martıların kanatlarına yükledim, üzerinden eksik olmasınlar diye”
“Hayatımın karesi ol”
“Ben seni hiç öpmedim, benim yaptığım yanaklarından mutluluğun dibini sıyırmaktı”
“Ben sana durdum, saatleri sana kurdum. Gülüşümü gelişine sakladım, gelişini belki son nefesime”
“Şarkılar gözyaşlarının üzerine örtemez çünkü notalar da ıslanır”


Bunlar benim altını çizdiğim satırlardan bazıları. İnsan hakikaten çok sevince ve o yoğunlukla da terkedilince kaleme daha bir sıkı sarılıyor sanırım, kalem bir bıçak kadar keskin ve kuvvetli oluyor. Severken terk edilmiş durumdaysanız bu iki kitabı da çok tavsiye etmem şimdilik, kelimeler kitaptan çıkıp kalbinizi hançerleyebilir:) İyi okumalar...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...