Etiketler

29 Mart 2016 Salı

Başköşe Kebap, Nişantaşı




Klasik kebapçı ve ocakbaşı muabbetine alternatif bir mekan arıyorsanız ama illa lezziz kebapsız da olmaz diye ısrarcıysanız Başköşe Nişantaşı sizler için doğru adres. Yeri eski Köşebaşı, havası semte uygun brasserie tadında. Sigaramın dumanı olmadan rakımı içmem diyenlerdenseniz dışarda 5-6 masası var önceden rezervasyon yapın.

Geçen hafta Cuma günü gittiğimiz bu mekandan oldukça memnun kaldık. Dışarda ısıtıcışarın altında lezziz meze ve kebapları tattık. Çiğ köfte, yoğurtlu patlıcan, gavurdağı salatası ve pastırmalı sıcak humus bizim için kebapcının olmazsa olmazları. Hepsi ağzınıza layık. Ara sıcak fındık lahmacun ve pide de tam mide bastırmalık. Ana yemek olarak döner, şaşlık ve terbiyeli şiş önerdiler. Biz terbiyeli şisten yana kullandık oyumuzu. Lokum gibi yumuşacıktı, yanılmadık.

Rakıyı bir koca şişe getiriyorlar. Ne içersen onu ödüyorsun. Bi küçük mü içtin şişeden, o yazıyor hesapta bir iki bardak geçtinmi ona göre bir skalada ekliyorlar hesaba. Öyle karafa az koydu koymadı muabbeti yok yani. Belki tek riski şişe yanınızdayken biri iki kadeh fazla kaçabiliriyor, o da işin keyfi.

Tatlı olarak dondurmalı irmik diye tutturdu kocam dedim her yerde var, aklım öyle bir künefede kaldıki sormayın ama kalori olur diye orda dur dedim kendime. Kiremitte özel olarak bekleterek hazırladıkları çıtır kabak tatlısını garsonumuz ikram olarak getirdi. İddia ediyorum sırf bunu yemek için bile gidebilirsiniz.

Fiyatlara gelince nişantaşının göbeğinde bir kebapçı için makul. Yukarda saydığım bukadar yemeğe ve içkiye Turkcell Platinum ile rezervasyon yaptırdığımız için %20’lik de bir indirim alarak 180 TL ödedik. Şimdiden afiyet olsun.


*resimler internetten alınmıştır.
Adres: Bronz Sokak, No:5 Maçka

4 Mart 2016 Cuma

Şaşkın Balık, Efka'nın Yeri





Gectiğimiz Cuma günü Bağdat Caddesi Şakınbakkal’da açılmış olan Şaşkın Balık Efka’nın yerine gittik.

Garsonlara adresi sorunca Anatolia hastanesinin tam tersini tarif ediyorlar ama ben size en kestirme yolu söyleyeyim. Bağdat Caddesi Marks&Spencer’ın sokağından yukarı doğru yürüyün solda girilmez tek bir sokak var, kafanızı uzatın şöyle sokaktan içeri ,işte tam da orada Efka’nın yeri.

Beni oldukça şaşırtan bu mekan, yazının devamında neden böyle dediğimi daha iyi anlayacaksınız, Yunan tavernası tadında döşenmiş, yeni bir binanın hemen altında şık bir mahalle balıkçısı tadında. Arka balkon tarafında sigarada içilebiliyor.

Klasik bir meze dolabı mevcut. Ayvalık mezeleri bu ara çok meşhur biliyorsunuz nereye gitseniz bir Ayvalık Cunda mutfağı hakim balıkçılarda, ki ben budan hiç şikayetçi değilim gerçekten bu lezziz yemekleri başarı ile ayağınıza getirebilen balıkçılar var.
Asıl soru Efka bunlardan biri mi?

Yüzde yüz evet dersem Bağdat Caddesindeki diğer balıkçılara haksızlık etmiş olurum. Mezeler taze, lezzetleri yerinde ama ara sıcalardan ahtapot bacağı pek de olmuş diyemem. İki parça geldi biri şahane diğeri neredeyse pişmemiş, aynı durum şisteki hamsi içinde geçerli sunumu falan şık ama çok da lezziz durumda değil şiştekilerden bir  tanesi. Bize mi denk geldi diyeceğim mekan kalabalıktı ama birkaç şeyi geri yollayan masaların olduğu gözümden kaçmadı.

Yemekler neyse de asıl gelelim fiyata. 1 patlıcan mezesi, 1 tabuli salatası, 1 roka salatası, 1 porsiyon ızgara ahtapot, 1 porsiyon şiste hamsi ve ½ rakı. Sıkı durun söylüyorum hesap 250 TL. Gerçekten Şaşkın Balık burasır. Daha önceki yazılarıma bakarsanız eğer, hiçbir mekan için bunu yazdığımı göremezsiniz. İlk defa beni şaşırtan bir hesapla karşı karşıya kaldık. Caddedeki birçok balıkçıya eşimin aile şirketi zeytinyağ dağıttığından hepsi bize kıyak geçiyor değil ya. İnanın bana Misina’da bile yemeğe bu  hesap gelmez. Farz et geldi sonuna kadar değer dersin çünkü yediğiniz herşey çok lezzizdir.

Mekanın işletmecileri yazıma denk gelirde okur ise müşteriye tek seferlik bakmamalarını tavsiye ederim. Bağdat Caddesine rakip dahi olamayacakları çok iyi balıkçılar var, hele Ayvalık mutfağını sunan Misina ve Moshonis İsmail Chef benim favorilerim. Böyle giderse çok da uzun soluklu olamayabilirler.

3 Mart 2016 Perşembe

Qarip Restaurant, Garipçe Sarıyer




3. köprü inşaatının ardından adından daha da sık sözünü ettirmeye Poyrazköy’ün tam karşısında bulunan Garipçe’den bahsedeceğim biraz sizlere. Sarıyer Rumeli Kavağı yolundan giderken Koç Üniveritesi Kampüsünü geçince 15 dk sonra kendinizi Garipçe’de bulacaksınız. Karadenizin tam dibinde, temiz havanın tavan yaptığı oldukça ufak bir köy Garipçe. Haftasonu gitmeyi tercih ederseniz erkenden yollara düşüp kahvaltıya gidin derim. Erkenden yollara düşün çünkü hem popüler oldu, hem de otopark alanı oldukça kısıtlı. Ben en son 2010 yılında gitmiştim, çok fazla değişiklik var diyemem, sadece restaurant ve organik ya da taze yiyecek satan tezgahların sayısı fazlalaşmıs. Bu aralar bu organik ya da taze yiyecek  yemek en moda biliyorsunuz. Herkeste bir organik yeme çabası, Türkiye’nin ucra köşelerinden otlar getirtmeler, her yemeğinde salatasının sosuna kadar organik olsun diye ısrar eden çok fazla kişi var.

Amma söylendin ne satıyor bu tezaglar diyorsanız tarhana, salça, turşu, mısır ekmeği, nohut, kuru fasulye,bakla  vb bakliyatlar, bal, ev yapımı reçel gibi birçok şey var tezgahlarda. İlgilenenlerin  tüm yıllık alişverişini yapacak kadar çok diyebilirim. Organik olmasalarda bizim marketlerden aldıklarımızdan daha tazedirler düşüncesindeyim.

Restaurant’lara gelince ben bir Aydın Restaurant’ı biliyorken bu sefer köşedeki turşu satan teyzenin önerisi ile Qarip Restaurant’a gittik. Oldukça memnun kaldık. Yemekler çok lezettli idi. Balıklar Karadenizin dibinde olmamızdan dolayı son derece taze idiler. Önce tavsiye üzerine balık çorbası içtik, ardından ızgara sarıkanat yedik, ortaya salata ve mısır ekmeği, üzerine de o kadar yol gelmişken tahinli kabak tatlısının da tadına baktık. Kabak tatlısı sevmeyen beni bile yedirdi diyebilirim. Minik kızımızın da balık çorbası ile birlikte toplam hesap alkolsuz kola ve su dahil 135 TL. Avrupa ve Anadolu yakasındaki balıkçılardan ucuz ama bir köye göre yüksek diyebilirsiniz. Haklısınız da ama herşey gerçekten taze. Hele mısır ekmeği şahane.  Yolunuz kışın düşerse mutlaka yukarda oturun,hem manzara şahane hem de sıcacık sobanın üzerinde çıtırdayan kestaneler ikram.

Ahh o hava, şehirde yaşayan her bireyin hasret kaldığı en önemli şey sanırım. İşte Garipçe bunun için kral bir yer. Mis gibi Karadeniz havasını içinize doya doya çekin. Yetmez arabanıza binmeden bir daha çekin. Evinize döndüğünüzde bolca ihtiyacınız olacak.
Mekanın web sitesi: http://qarip.com.tr



Herkese sağlıklı bol gezmeli bir hafta sonu dileklerimle.

9 Şubat 2016 Salı

Sarnıç Meyhane & Butik Otel



Anadolu yakasında oturanlar bilir, bizim tarafta öyle meyhane, eğlence Avrupa yakasına oranla oldukça az. Geçen haftalarda karşıya geçmeye çok üşendiğimiz ama aynı zamanda içimizin de kıpır kıpır olduğu bir Cuma akşamı şirketteki bir arkadaşımdan aldığım tavsiye üzerine Sarnıç'ta bulduk kendimizi.


Kadıköy'deki Çiya'yı herkes bilir, İstanbul'a gelen turistlerin bile bir uğramadan ülkelerine dönmekdikleri yerdir. İşte Sarnıç Meyhane ve Butik Otel Çiya'nın hemen yakınında. Arkanızı Çiya'ya verin ilk sol sokaktan yukarı bakın hemen sağda.


İçeri girdiğinizde öyle kocaman bir yer beklemeyin. 15 masa ya var ya yok. Tipik bir Yunan Tavernası tadında döşenmiş. Kareli masa örtüleri, tahta sandalyeler, bembeyaz duvarlar ve mavi beyaz penceler. Daha yemeklerin tadına bakmadan hatta müziği bile dinlemeden beni dekorasyonu ile içine çekmeyi başardı.


Meyhaneler hep sıcak kanlı olur diyeceksiniz ama burası ufak olduğundan ayrı bir cana yakın. Müziğin ve eğlenceninde etkisi ile bir bakmışsınız yan masa ile şarkı tutturmuşsunuz.


Şansımıza o gece canlı müzikte Mashar, Fuat, Özkan'in ağabeyi sahne alıyordu. Frank Sinatra My Way'lerden başlayarak Sezen'di, Tanju Okan'ı aldı götürdü bizi Paris'e, Venedik'e ve oradan da gerisin geriye İstanbul'a. Yaşına rağmen süper enerjik, sandalye tepesinden indirmek zor. İstek şarkıda yapmanız mümkün, eski usül peçeteye yazarak:)


Yemeklere gelince ağırlıklı rakı içildiği için rakının yanında herzaman yediğimiz mezeler mevcut. Haydari, acılı ezme, plaki, yoğurtlu semiz otu vb. Tepsi geliyor canınızın çektiğini sipariş ediyorsunuz. Amana man özellikli lezetler olduğunu söyleyemem ama Türk tadından da uzak değiller. Ara sıcak kalamar istedik. Oldukça yumuşak ve taze yağda kızarmıştı. Ana yemeklere gelince biz meyhane usulü ortaya güveçte köfte ve kuzu kapama söyledik, öyle ortadan çimleniriz dedik ama her ikiside başarılı değildi. Baktım herkes balık yiyor zaten. Levrek ve Cupra ızgaralar güzel görünüyordu. Bizim düştüğümüz yanlışa düşmeyin diye yazmak istedim. Çok lezzetli olmasada bizim ana yemekler ortamın keyfinden çok da gözümüze batmadı. Bu arada mekanda içerde sigara içilebiliyor.


Şöyle bir canlı müzikle kafa dagıtalım dediğiniz bir vakit olur ise Sarnıç’ı deneyin.


Fiyatlar içtiğiniz alkol oranına göre değişmekle birlikte kişi başı 120-150 TL arası, müzik için extra para almıyorlar.


Cuma Cumartesi günü gitmek isterseniz birkaç gün önceden rezervasyon yaptırmanızı öneririm. Baktınız gece de dönmek istemiyorsunuz otelinde konaklamanız da mümkün.


Adrs: Caferağa Mahallesi, Dumlupınar Sokak, no:12 Kadıköy Çarşı
Tel: 0216-405 15 76

Resimler kendi sitesinden alınmıştır

4 Şubat 2016 Perşembe

Brasserie Noir




Sevgili dostlar bugün sizlere harika lezzetler sunan ve oldukça cana yakın çalışanları olan bir işletmeden bahsedeceğim. Suadiye Büyükhanlı Konutlarının hemen yakınında bulunan Brasserie Noir yeni açıldı sayılır. Benim gibi caddedeki Bistro 33 müdavimlerindenseniz hep güler yüzü ile bizleri karşılayan Erkan'ı bilirsiniz. İşte bu yeni mekanda Bistro'dan her iki Erkan'ı da karşınızda görebilirsiniz. Oldukça şık ve sıcak bir ortam olmuş ki eminim gidince sizde keyif alacaksınız. Sonunda Bağdat Caddesinde benim için Bistro'ya alternatif bir mekan açılmış oldu, hem de tanıdık yüzlerle.

 

Geçen hafta kız kıza gittiğimiz cafede yemekler, sunumlar oldukça güzel ve lezzizdi.

Başlangıç olarak kerevizli karamelize soğanlı tart söyledik, inanın bana şahaneydi. Ardından ince kıyılmış etle hazırlanan taco ve  acılı kalamar sipariş ettik. Bize özel olmadığına eminim, söylediğimiz herşey oldukça lezzizdi. Hele de bir ekmek yapmışlar yanında servis ettikleri ızgara sarımsaklı zeytinyağına banmaya doyamıyor insan. 3 kız kalori falan dinlemeden 2 tane yedik ekmekten. Şarap menüsüne gelince o da aradığınızı bulacağınız cinsten, yerli ve yabancı ağzınıza  layık bir kav mevcut.

Mekan koyu renk ve loş, tam benim sevdiğim gibi, arka fonda oldukça keyifli müzikler çalıyor. Şömine keyfi yapmak isterseniz rezervasyon yaparken özellikle belirtin.



 

Haftanın 3 gecesi canlı müzik yapılıyor. Salı, Çarşamba ve Cuma akşamları caddede canlı müziğe hasret kalanlar için güzel bir fırsat olacak. Kapının önünde ısıtıcıların olduğu alanda içkinizi alıp sigara keyfiden de uzak kalmıyorsunuz.

 

Bu arada yazımı daha tamamlamadan bu Pazar bu kez de 1 yaşında kızımızla gittik. Mama sandalyesi mevcut ve önceden de belirttiğim gibi içerdeki herkes oldukça cana yakın. Servis yapan abileriyle birlikte piano bile çaldırlar. 


Aşçının Fransız olduğunu duyunca o zaman bu kez de etleri deneyelim dedik. Eşim Antirkot bense Stragonof sipariş ettim. Etler tam da istediğimiz gibi pişirilip soframıza geldi.

Ayrıca ikram olarak truf peynirli kızarmış patates ve ızgara kerevizinde tadına bakma şansımız oldu. Unutmadan yemekler oldukça hızlı gelebiliyor, yavaş yavaş yemek isterseniz mutlaka belirtin.
 
 


 

Menüde daha bahsedemeğim sahane lezzetler var. Günaydın'ın lokumunu sevenler bence bir de burada denesinler. Kokoreç, sevmeyini  bile yedirtecek cinsten. Ekte menününde resimlerini ekliyorum. Hem fiyatlara hem de içeriğine bakabilirsiniz.

Unutmadan özel partiler için mekanda 30-35 kişiyi ağarlayabilecek kapasiye sahip bir oda da var. Odanın ücreti ve diğer detaylar için yetkililere danışmanızı tavsiye ederim. Bizim gittiğimiz akşam doğumgünü vardı, ve herşey yoluna gibiydi. Yan oda da karaoke yapılıyordu ama biz yemek yiyenler hiç hissetmedik bile.


Rezervasyonunuzu telefonla ya da web sitesinden giriş yaparak yaptırabilirsiniz.

 

Ben sık sık gideceğim, sizlerde geç kalmayın derim.

 


Adres: Bagdat Caddesi No54 1/B Suadiye/Kadıköy

 


19 Kasım 2015 Perşembe

Budapeşte


Bir masal şehrine gitmeye hazır mısınız? Hazısanız sabırla sonuna kadar okuyun bu yazıyı. Sonunda iyki de gitmişim diyeceğiniz ve tadına doyamayacağınız gezimizi tüm detayları ile anlatacağım sizlere. Nereden bahsettiğimi anlayanınız olmuştur belki masal şehir deyince. Bana şimdiye kadar kendimi Alice Harikalar Diyarında hissettiğim yeri  sorsalardı size hiç düşünmeden Prag derdim taa ki Budapeşte’yi görene kadar.
Toplayın  bavulları Perşembe Pazar bizim gibi bir long weekend kaçamayı yapın sizde. Türk Havayolları ve Pegasus’un uçuşlarından uygun olanı şeçin. Biz saatleri daha uygun olduğu için gidiş Pegasus dönüş Türk Havayolları ile uçmayı tercih ettik. Havaalanından iner inmez otele varmanız trafik olmadığı durumlarda 30 dk kadar sürüyor. 4 kişi gidiyor iseniz kesinlikle taksiye binmenizi tavsiye ederim. Keza Türkiye taksi fiyaları ile karşılaştırınca uygun sayılabilir. 7000 Forint tutuyor, iki sıfını atıyorsunuz ve 70 TL’ye denk geliyor. Macaristan’da harcadığınız her kalemi TL’ye çevirmek işte bukadar kolay. Taksiye binmek istemeyenler 200E numaralı otobüse binip son durakta inerek metro bağlantısı ile istedikleri durağa ulaşabilirler.
Budapeşte içi ulaşım ise rahatlıkla yürünerek de yapılabilir ama mesafeler tahmin ettiğiniz kadar kısa değil. Bu nedenle biz Hop an Hop Off adında bir otobüs bileti aldık. 48 saat boyunca istediğiniz otobüse inip binme ve etrafı ister üstü açık, ister kapalı gezme imkanınız vardı. Diyelim ki Parlemento binasını gezeceksiniz hemen yakın durağında inip gezinizi yapıp ardından size en yakın Hop an Hop Off otobüsüne binebiliyorsunuz. Bir diğer avantajı da bu biletle birlikte 2 kere Tuna nehir turu yapan tekneye binme şansınız da var. Diğer türlü tek tekne turu pahalıya geliyor. Belirttiğim linkten durakları ve rotayı da gitmeden inceleyebilirsiniz.
Hop and Hop Off Turundan - Kulağımızda Kulaklıklarımızla

Budapeşteyi ben tabana kuvvet gezerim derseniz ‘free walking tour’ u da tercih edebilirsiniz. Bu turda size eşlik eden rehber şehrin önemli noktalarını yürüyerek gezdiriyor ve siz gün sonunda kendisine bahşiş veriyorsunuz. Anlatım dili İngilizce. Daha detaylı bilgi için http://www.triptobudapest.hu

Budapeşte Buda ve Peşte’nin birleşmesi ile ortaya çıkmış. Tuna nehri şehri ikiye bölüyor. İki şehri birbirine bağlayan önemli köprüler var. Bunlardan en ihtişamlı olanı ‘Chain Bridge’ (Zincirli Köprü).

Akşam hava karardığında ihtişamdan ne kastettiğimi anlıyor olacaksınız. Sürekli anlatılan da bir hikayesi var. Buraya yapan mimar köprüde bir hata bulursa kendisini Tuna nehrine atacağını söylemiş, Köprüyü inceleyen kimse hata bulamazken ufak bir çocuk çıkıp köprünün iki başında bulunan aslanların dili olmadığını söylemiş ve bunun üzerine mimar kendini köprüden atmış neyse ki yüzme biliyormuşJ

Budapeşte Konaklama:

Önemli tarihi yerlerin bulunduğu bölge Buda, eğlencenin ve popüler otellerin bulunduğu taraf ise Peşte. Biz de bu nedenle şehir merkezinin en cafcaflı restaurant, bar ve caddelerine yakın olabilmek adına konaklamamızı Peşte tarafında gerçekleştirdik. Mercure otel, tam da her yere yürüme mesafesinde. Şehirde 8 tane Mercure otel varmış o nedenle açık adresini yazmam gerekirse 1052 Budapest Vaci Utca 20 – Magyarorszag Vaci Street 20. Otelden beklentiniz çok yüksek olmasın, odalar temiz, merkezi ve fiyatı uygun. Gitmişken tarihi bir otelde kalayım fiyat benim için sorun olmaz derseniz de ben olsam Marriott, Sofitel ya da Four Seasons Otel’den birinde kalırdım. Hepsinde şahane manzara var.
Şehirdeki gezi rotalarını kısaca listemek gerekirse;

Buda tarafı;
- Gellert Tepesi (Gellert Hegy)
Bu tepede gerçekten şahane bir Peşte manzarası var. Yürümek biraz zaman alsada değer. Her zaman taksi kullanma şansınız var.
- Özgürlük Heykeli (Szabadsag szobor)
Bu heykel 2. Dünya savaşının ardından süren komünizme ait tek yapı. Ülkenin özgürlüğünü sembolize ediyor ve neredeyse şehrin her yerinden görünüyor.
- Kale Tepesi (Varhegy)
Kale tepesine ulaşmanın farklı yolları var. Ara sokaklara dalarak yürümek, merdivenleri tırmanmak, hop and hop off’a binerek yakınana kadar varmak  ya da finikülere binmek.
Kale tepesine geldiğinizde bu aşağıdaki yapıları da görmeniz mümkün.
-       Kraliyet Sarayını  (Royal Palace)
-       Matthias Kilisesini (Matyas Templom)
Macar Kralı Matthias bu kilisede 2 kez evlendiği için kiliseye ismini vermiş. Klise Budapeşte’nin en eski binalarından biri, 13yy ait bir yapı.  Osmanlılar şehri ele geçirdiğinde kiliseyi camiye çevirmişler fakat halk özgürlüğünü kanıtlayınca yapı tekrar kliseye dönüştürülmüş.
-       Balıkçı Kale Burcunu (Fisherman's Basiton – Halaszbastya)
Budapeşte genel anlamda tam bir masal şehri, bu yapıyı gördüğünüzde daha da ikna olacağınıza    eminim. Tam fiction ya da çizgi film çekimine uygun yapılar var.

- Gül Baba Türbesi
Osmanılılar döneminden kalma türbe

Peşte tarafı;
- Parlamento Binası (Orszaghaz)
Bu turunuzda Parlamento binasının içini gezmek için mutlaka vakit ayırın derim. Tek kötü yanı EU vatandaşı olmayanlardan giriş için 2 katı para almaları. EU  vatandaşları 2600 Forint bilet parası öderken siz Türk olarak 5600 ödemek durumunda kalıyorsunuz. Çinli ya da Hintli değilseniz bence İtalyan, İspanyol ya da Yunanlı olduğunuzu söyleyebilirsiniz. Tabii size karşılık o dilde soru falan sormamalarını dileyerek. Biz yapamadık ama sonradan düşününce sadece EU vatandaşı olmadığımız için ödediğimiz iki katı para anlamsız geldi. Neyse bina ve turu yaptıran rehberler her türlü parayı hak ediyorlar. Binanın içi öyle ihtişamlı ki gerçekten parlamenter olmak geliyor insanın içinden.
Nehir kıyısında Parlamento binasına yakın demir ayakkabıları da görün derim. Hikaye biraz acıklı, 2. Dünya savaşı sırasında Tuna nehri kıyısında sırtından vurulan Yahudileri simgeliyor. 

- St. Stephen's Basilica (Szent Istvan Basilika)
Şehrin en uzun yapılarından. İçini gezmek mümkün.

- Merkez Sinagogu (Dohany Utcai Zsinagoga )
Avrupa’nın en büyük sinegogu olduğu için, önemli bir yapı. Biz gittiğimizde kapalı olduğu için içini görme fırsatım olmadı. 


- Andrassy Caddesi (Andrassy Ut)
Bu cadde Budapeşte’nin Şanzelizesi. Bütün marka dükkanlar burada. İndirime denk gelirseniz hava alanında geri alacağınız vergiyi de düşünerek Türkiye’den daha ucuz fiyatlara istediklerinizi almak mümkün. Bu arada bu caddenin hemen paralelinde şık restaurantlar var, eğlencenin kalbi de bu caddeye çok yakın diyebilirim. Opera binası da tüm ihtişamıyla burada bulunuyor. Gitmişken operaya bilet alalım derseniz aklınızda bulunsun.
Kahramanlar Meydanı (Hosok Tere)
Oldukça geniş bir meydan. Ülkenin kahramanlarını şanına yakışır bir şekilde sergiliyorlar. 

Şehir Parkı (Varosliget)
Vaci Caddesi (Vaci Utka)
Bu cadde sadece yaya yürüyüşüne açık ve etrafınızda birçok hediyelik eşya dükkanı ve restaurant bulacağınız bir cadde. Budha Bar’ı arkanıza alarak yürürseniz eğer, caddenin sonunda Central Market’e ulaşabilirsiniz.
-
Central Market (Központi Vasarcsarnok)
Burası hem turistik hem de yerel halkın Pazar alışverişini yaptığı açık bir Pazar. Hediyelik eşya, peynir, et, sebze ve meyve satın almak için uygun. Hediyelerinizi yine de cadde üzerinde bulunan hediyelik eşya mağazalarından alın derim. Central Market çoktan turistik olmuş bile.
Vörösmarty Meydanı 
Oldukça şık bir meydan. Kafeler, mağazaların bulunduğu meydanda Avrupa’nın birçok şehrinde var olan Hard Rock Café ve asıl önemlisi 150 yıllık Gerbeud kafe burada bulunuyor.
Erzsebet Ter Meydanı
Gençlik çoğunlukla bu meydanda takılıyor, o nedenle her daim hareket var. Love Tree’ye inanıyorsanız bir kilit bağlamak için ziyaret edin.

Tekne turu yaparken önemli binaları oldukça güzel resmedebilirsiniz. Tekne turu demişken akşamüstü şehir aydınlıkken binip hava kararmaya yakında ışıklandırılmış halini yine tekneden izleyin derim. Bu arada yemekli tekne turları da var ama biz tercih etmedik. Tekne tur esnasında Margit Adası’na da uğruyor. Ada Budapeştede yaşayanlar için yürüyüş mekanı olarak tercih ediliyor. Bisiklet turu da yapmanız mümkün, ayrıca ada da 2 adet lüks otelde var.
- Termal Havuzlar
Gelelim termal havuzlara, o kadar ün yapmışlar ki bu termal havzuların birçok hastalığa şifa olduğu söyleniyor. Buda ve Peşte tarafında bu konuda ünlenmiş havuzlar var. Kişi başı 4500 Forint’e şifa bulmanız mümkün.

Sen ne anlatırsan anlat ben illa kendi rotamı çizip gezicem diyenler bu lini mutlaka incelesin. https://www.triposo.com
Her yerden şehri gezip gördük bir de dönme dolaba binip manzaraya bakalım derseniz o da mevcut.


Budapeşte Gece Hayatı:
Her yaştan insanın takılabileceği mekanlar söz konusu. Herkesin bahsettiği ruin bar konseptini mutlaka görmelisiniz. Bunun en güzel örneği Jewsih District’te bulunan Szimpla Kert. Her odası farklı döşenmiş, gündüz giderseniz müze gezer edasıyla da gezmeniz mümkün.

İçkiler o kadar uygun fiyatlı ki Budapeşteye gittim, şöyle kafayı bulup eğlenemedim deme şansınız yok.
A38 Ship, Trafiq, Peaches&Cream. Studio Club, Bad Girlz (Coyote Ugly filminden fırlamış bir mekan). Bad Girlz tam da Four Seasons otelin bulunduğu yerde. İsterseniz önce Four Season'ın barında şık bir kokteyl için, ardından Bad Girlz’e ya da o sokakta bulunan bir çok farklı barı ziyaret edin zevkinize göre.
Ara sokaklarda da çok farklı barlar varmış, ama çok da dar sokaklar içinde ise de tehlikeli olabiliyormuş. Aklınızın bir köşesinde bulunsun. Bulduğunuz her deliğe girmeyin yaniJ

Budapeşte Alışveriş:
Bu şehirde öyle çılgınca alışveriş yapıp döndük diyebileceğinizi sanmıyorum. Birçok marka var ama indirim dönemi değilse ülkeden çıkarken vergisini düşseniz de çok uyguna gelmiyor. Alınacak en güzel şey Kristal ürünler. Yeni evleniyorsanız falan Paşabahçe ya da Butik mağazasına tonlarca para dökene kadar Budapeşteye gelin, hem seyahat edin hem de tüm içki ve bardak setinizi tamamlayın derim. Hediyelik eşyacılarda satılanlar biraz daha uygun ama illa marka alayım derseniz de Herend’in dükkanına uğmayadan geçmeyin. Bir de enteresan bir şekilde memlekette kürk uygun fiyata. Kürk kalpaklar inanın bana Kazakistan'dan bile ucuz. Vintage ürünler satın almayı seviyorsanız mutlaka Szyputnik mağazasına uğrayın. 2.el çok uygun fiyata kürkler var ama onun dışında çok farklı ürünlere de rastlamanız mümkün. Bir şey almadan çıkmak imkansız gibi. Ben özellikle ipek gömleklere bayıldım.

Gastronomi:
Benim için olmazsa olmazlardan. Gitmeden araştırdığım, inanın bana önemli tarihi binalardan daha çok hangi restaurant ya da sokak yemek mekanlarının ünlü olduğu ve tabii mutfağı. Budapeşte'nin en meşhur yemeği Gulaş, bana çok hitap ettiğini söyleyemem çünkü et suyu yemeklerle aram çok iyi değildir ama yiyenler oldukça beğendi. Bu arada her yerde kırmızı toz biber satıldığını göreceksiniz, Avrupa'da baharatı bu kadar yoğun kullanan başka bir halk yok sanırım. Yemeklerinin bazıları bizim Türk yemeklerine çok benziyor onlarda domates, soğanı bizim gibi kavurup birçok baharat ekleyip ardından malzemeyi içine katarlarmış. Osmanlı  etkileri demeden geçemeyeceğim. Sebze ve meyve alışkanlıklarını da bizden almışlar. Hop and Hop Off turu alırsanız tüm bu hikayeleri dinliyor olacaksınız. Bu arada bir şehiri gezeceğiniz zaman farklı internet sitelerine baktınız, blogları okunuz falan tamam da Tripadvisor’a bakmadan geçmemenizi tavsiye ederim. Genelde tavisyelerinde çok yanılmıyorlar.
Budapeşte'de her damak tadına uygun yemek bulmak mümkün, çünkü dünya mutfağın çok restaurant var. Aralarında bilindik olanlarının da şehirde şubeleri var. Wasabi, Nobu, Da Mario, Hard Rock Cafe gibi.
Biz bunların dışında yerler keşfedebilmek adına farklı yerlere gittik. İlk vardığımız öğlen Central Market yolu üzerinde sol tarafta bir sokak restaurant'ına gittik ve lokal mutfağından yemekler yedik ama benim gibi et suyu düşkünü değilseniz şahane pizza da yapıyorlar.
Akşam ise yine lokal takılıp Çigan müziği dinlemek istediğimizi söyleyince otelin bizi yönlendirdiği restauranta gittik. Şık ama Budapeştede yediğimiz en pahalı yemekti diyebilirim. Ayrıca çok da lokal bir Çigan müziği olmadı sanki, müziği yapan kişiler smokinli ve oldukça cool'lardı. Mekanın adı "Razkakas"
Ertesi gün size sokak yemekleri demiştim ya hani mutlaka gitmelisiniz diyorum. Jewish District’te bulunan Meksika yemekleri yapan El Rapido ve bizim dürüm tipinde sandviçleri ve çorbaları ile meşhur Bors. Sandviçlerinizi elinize alıp sokakta bulunan 3 tekerlekli motorsiklerin arka kasasına içeceklerini koyarak yemek yiyorsunuz. İçeride atıştırmak kalabalıktan dolayı pek mümkün değil. Bu yolun biraz ilerisinde yan yana sokak yemeği satan büfelerde var ama kokusu beni cezbetmedi açıkcası.
Bors Gastro Bar
El Rapido Mexican

Imazs Sushi
La Pampa Steak

Akşamüstü güzel bir mola vermek için NewYork Cafe’ye mutlaka uğrayın . Tatlı ve kahve keyfi yapabilirsiniz ya da bizim gibi hazır bu kadar şahane bir görsel güzelliğe denk gelmişken bunu şampanya içerek taçlandırabilirsiniz. Dünyanın en ihtişamlı kafesi olarak geçiyor, o yüzden görmeye değer. 
NewYork Cafe

Gezdiğimiz diğer restaurantları tek tek anlatmak yerine resimlerin altına isimlerini yazdım. Hepsi birbirinden lezzizdi. Ben Budapeşte'den oldukça güzel anılarla ayrıldım ve inanın bana tadına doyamadım. Birkaç yıl sonra tekrar görüşmek üzere Masal Şehri.

28 Ekim 2015 Çarşamba

Poyrazköy


29 Ekim tatilinde Istanbul'da kalacaklar için güzel bir önerim var.

Üşenmeyin haydi, hava durumu da hazır el veriyorken  atlayın arabaya Poyrazköy'e gidin. Sağınız Karadeniz, solunuz Boğaz...Kuruluşu 600 yıl öncesine kadar gidiyor, kaynakları araştırdığınızda ilk Cenevizlilerin yerleştiğinden bahsediliyor.

Bu aralar 3. köprü inşaatı sebebiyle adını sıkça duyuyoruz ama gidip görmeyede değer bir sahil kasabası bence. Biz en son Eylül ayında gitmiştik, tam Sardalya balığı mevsimi idi, Karadeniz'e yakın bu kıyıda doya doya balık yedik. Şimdi de kalkan mevsimi başlıyor. Istanbul'daki balıkçılardan çok daha uygun fiyata, daha lezzetli balık yiyeceğinize şüpheniz olmasın.




Nasıl mı gideceksiniz?
Anadolu yakasında Beykoz'u geçtikten hemen sonra Poyrazköy - Anadolu Feneri tabelası var. Bu tabelayı takip ederek 18 km sonra Poyrazköye ulaşabilirsiniz.
Özel aracınız yok ise Kavacık'dan kalkan 135 no'lu belediye otobüsü ile de buraya varmak mümkün.



Poyrazköy eskiden daha sessiz ve sakin bir kasaba iken, son gidişimizde oldukça kalabalıktı. Lüks teknelerde burayı keşfetmiş, hatta gelmeden önce restaurantlara rezervasyonlarını bile yapar hale gelmişler. Doğruyu söylemek gerekir ise fiyatlar eskiye nazaran biraz şişik.

Yaz aylarında da yolunuz düşerse plajları kullanarak denize girmek isteyebilirsiniz. Ağustos'da gittiğimizde o kadar kalabalıktı ki biz yeltenemedik bile.



Poyrazköy'e gittik, tadına doyamadık derseniz tam karşı kıyısında bulunan Garipçe köyünü deneyin derim. Garpiçe'de Avrupa yakasında Rumeli tarafında yer alıyor. 

Herkese şimdiden iyi tatiller.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...