Etiketler

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Varşova, Polonya

Temmuz'un ortası ve ben Varşova'dayım, tabiki iş için. Havaalanından iner inmez beklediğim üzere Istanbul'a kıyasla oldukça serin bir hava ile karşılaştım. Gri bulutlar  insanın içini karartan cinstendi. 
Dünyanın neresinde olursanız olun en kral şehir bile sizi böyle karşılasa başta bir çekici gelmez, bana da öyle oldu. İşin garibi ilk yüzümü güldüren havaalanından otele 20 dk'da varmış olmamdı. Bu İstanbul için neredeyse imkansız, otelimin merkeze yakın olması da bonus oldu. Şehirde tüm gezilecek ve görülecek yerlere yürüyerek max 1 saat uzaklıktaydı sanırım. Gitmeden önce araştırdığım sitelerde şehirde inanılmaz bir trafik var denilsede Istanbul'un trafiğine alışkın bizlere vız gelir tırıs gider. Insanlar belki trafikten bıktıklarından dolayı çoğunlukla tren ya da otobüs kullanıyor. Şehre girer girmez yemyeşil bir bitki örtüsü çıkıyor karşınıza, gerçekten mutlu edici bir sebep daha. Hava kapalı diye şehirdeki diğer güzellikleri yok sayacak değilim değil mi?

Ilk gün çalışmaktan fırsat bulamayınca akşam yemeğimizi Hilton otelinin etrafında bulunan restaurantlardan birinde yedik. Tesadüfen oturduğumuz italyan restaurant'i hiç de fena değildi, tek problem etrafta çok fazla kişinin olmamasıydı. Nerede bu insanlar diye baya bir sorguladık ama ikinci gün eski şehire gidince anladık ki Varşova'da yaşayan herkes anlaşmış gibi belli bir saatten sonra eski şehre akın ediyor. Meydan dopdolu, kiliselerden ve sokak aralarından farklı müzik sesleri yükseliyor. Eski şehrin enerjisi şehrin kalan kısımlarına oranla oldukça farklı. Beni ilk gün karşılayan o kara bulutlar, hava hala yağdı yağacak olmasına rağmen bir anda aklımdan çıkıyor.
Eski şehri yürüyerek gezebiliyorsunuz, bazı turistler fayton ile gezmeyi tercih ediyorlar. Binalar ve tarih o kadar güzel ve renkli ki kendinizi meydana geldiğinizde adeta bir masal şehrinin ortasında hissedebilirsiniz. Hansel ve Gratel romanında olduğu gibi sanki o şirin binaların hepsi çikolatadan yapılmış. Meydan 2-3 sokaktan oluşuyor. Birinden girip diğerinden çıkmak mümkün. Ertafında güzel kafelerin, sokak satıcılarının olduğu eski şehri dolaşmak gerçekten keyif verici. Hatta sokaklardan biri Unesco tarafından koruma altına alınmış. 
Varsova'ya geldiğinizde yapılacak ilk iş eski şehre varıp ortamın havasını solumak olmalı. Kehribar taşını seviyorsanız bu taştan yapılan takılardan almak için mutlaka Varsova'ya gelin, gerçekten şık şeçenekler var.

Şehir ufak olmasına rağmen neredeyse her mutfağa ait yemek var; İtalyan, İspanyol, Japon, Çin, Hint vs... Tripadvisor'a göre en iyi yorumları alan ilk 5 restaurant listesini sizlerle paylaşıyorum.
1. Resturant, Polska (Lokal yemek, mum ışığı ve romantizm bir arada)
2. Platter Restaurant (Intercontinental otelinde yer almakta, fiyatlar biraz yüksek olabilir)
3. E.Wedel Restaurant (lokal yemek ve romantik bir ortam)
4. Ole (Tapas ve İspanyol mutfağının öne çıkan lezzetlerinin sunulduğu bir restaurant)
5. Delizia (Pizza ve makarnam olmadan asla diyen italyan mutfağı hayranları icin iyi bir seçim olabilir)

Bu saydığım restaurantlar dışında eski şehirde bir çok kafe ve restaurant seçeneği var, hem birşey atıştırayım hem de etrafımı izleyeyim derseniz meydandaki kafelere yönelmenizi tavsiye ederim. Bu arada unutmadan her köşe başı neredeyse Kebab corner, içerde bizim bildiğimiz döneri satıyorlar ayak üstü atıştırmak için denenebilir. Hayret edilecek bir şekilde sahipleri genellikle Türk değil, en azından ben rastlamadım. Caddeler oldukça geniş, binaların bazıları gerçekten çok eski, yeni yapılanlar ise oldukça modern. Farklı yapılaşmadan dolayı şehirde bir arada kalmışlık var, tarihe sahip mi çıksa, yoksa modernlikten yana mı olsa kararsız. Bu ortada kalmışlık hissiyatını şehri dolaşırken fark etmemeniz imkansız. Şimdi gelelim sehrin tarihe imzasını atan önemli yapılarına.
 

 





Şehir merkezi:
Eski Şehir (Stare Miasto)
Tarihi 13. yüzyıla kadar dayanan Varşova’nın en çekici kasabası.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra taş yığınına dönüşen meydan, günümüzde UNESCO tarafından korumaya alınmış. Rengarenk evleri, daracık sokakları, barok ve gotik yapıdaki kliseleri ile dikkat çekiyor. Meydanda bolca cafe, pub ve restaurant'a rastlamak mümkün. Sokak satıcıları, resim galerileri ve kehribar taşından yapılma ürünlerin satıldığı küçük dükkanlar gezmeye değer. 
 

Kale Meydanı (Plac Zamkowy)
Burası oldukça hareketli bir meydan. Yine kafeler, hediyelik eşya satıcıları, müzisyenler, pamdomimcileri ile rengarenk bir ziyaret alanı.

Varşova’nın Yükseliş Anıtı (Pomnik Powstania Warszawskiego)
Polonyalı halkın Nazilere karşı direnişi anısına dikilmiş bir anıttır. Mücadele esnasında Eski Şehre girişte yer alan kanalizayon sistemine düşen halkı sembolize ediyor.

St. Anne Kilisesi
1454 yılında kurulmuş olan St. Anne Kilisesi tarihte en çok bağdere atlatmış kiliselerden biri imiş. II.Dünya Savaşı sırasında bombalama sonucu kilisenin ibadet odaları yanmış. Varşova’nın Yükselişi sırasında ise kilise oldukça zarar görmüş. 1945 yılında kilise yeniden yapılmaya başlansada, o yıllarda meydana gelen bir fırtınada bu kez de binanın dış cephesi yıkılmıştır. Son olarak da 1948 yılında açılan yeraltı tüneli kiliseye zarar vermiştir. Neyse ki savaş yıllarından sonra orijinal gotik unsurlara bağlı kalınarak restore edilmiştir.

Kutsal Haç Kilisesi (Bazylika sw. Krzyza)
Varşova’nın yeniden oluşumu sırasında isyancılarla Nazilerin şiddetli mücadelelerine sahne olduğundan kilise ağır hasarlar almıştır. Buna rağmen kilise mihrabındaki bazı orijinal Barok süslemeleri korunabilmiştir.


St. Mary Magdalene Kilisesi
Bir Ortadoks kilisesidir. Yapımı 1869 yılında tamamlanmış ve Polonya’da yaşayan Ruslar için hizmet vermektedir.
Lazienki Park 
Parkda Chopin anıtını ve kralın sarayını görmeniz mümkün. Güneşli bir hava yakalarsanız parkın tadını çıkarın derim.
Bilim ve Kültür Sarayı (Palac Kultury i Nauki)
Varşova’ya adım atar atmaz şehrin birçok noktasından görebileceğiniz Stalin’in savaş sonrasında dostluk adına armağan ettiği yapı. 30. katında şehir terası bulunmaktadır.












Belvedere Palas, uzun yıllar Polonya’nın sembolü gibidir. Etrafında demir maskeli askerleri gördüğünüzde Belvedere Sarayına geldiğinizi anlayacaksınız.
Denizkızı Heykeli (Syrenka)
1855 yılında yapılan Denizkızı heykeli elindeki kılıcı ve kalkanıyla Varşova topraklarını koruduğunu sembolize etmektedir.

Büyük Tiyatro
1900 kişilik oturma kapasitesiyle Avrupa’nın en büyük salonlarından biri olan Büyük Tiyatro neoklasik tarza yapılmış bir binadır. Fırsat bulursanız bir performans izleyin.

Vistül Nehri:
Şehre sadece 40 km uzaklıkta olan bu nehir, sakin bir gün geçirmek isteyenler için ideal olabilir.

Milli Müze (Narodowe – National Museum)
1862’de Polonya Kralı’nın isteğiyle kurulan müze, daha sonra Milli Müze olarak isimlendirilmiştir.
İçinde 780.000 değerli parçanın sunulduğu bir galeri. 

Zacheta Ulusal Sanat Galerisi 
Varşova’nın merkezinde en eski galeridir. Perşembe günleri giriş ücretsizmiş duyrulur.

Chopin Müzesi
Müzede Ünlü müzisyen Chophin'in hayatına dair ilginç parçalar yer almaktadır. En önemli parça kendisinin son kullandığı piyanodur.

Gezilecek yerler hakkında edindiğim bilgiler şimdilik bu kadar zaten 4 günlüğüne hem iş hem de ziyaret yaparsanız herşeyi detaylı gezmeniz mümkün olamayabilir.

Alışveriş yapmadan asla dönmem diyenler için Arkadia adında büyük bir merkez var. Aradığınız birçok markayı orada bulmanız mümkün. Etrafında ise keyifli cafe ve restaurantlar mevcut.

Benim 4 günlük Varşova gözlemlerim bu kadar. İlla turistik olmasa da yolunuz bu sempatik şehre düşerse yazdıklarım size rehber olabilir.








6 Haziran 2013 Perşembe

Bir Ayyaş ve Çapulcu'nun Yüreğinden Geçenler


Herkese hak ettiği bir Türkiye dileyerek başlamak istiyorum yazıma.

Aslında son günlerde yaşadıklarımız hakkında yazıp yazmamak konusunda çok gidip geldim, ama inanın içim o kadar çoşkulu ve dolu ki olaya iyi taraflarından bakarak biraz değinmek istiyorum.  Çoğumuzun düşündüğü gibi “Taksim Gezi Parkı” birçok vatandaşımız için kırılma noktası oldu. Yıllardır üzerimizdeki ölü toprağını attık ve uyandık.  Ben aslında Türkiye’nin bu durumunu biraz kişiseleştirerek anlatmak istiyorum.  Sessiz ve bir de daha tez canli ve fevri insanlar vardır, ben durumu biraz buna benzetiyorum. Tez canlı olanlar; neredeyse her durum ve koşul için yorum yapıp, bir an önce iyi ya da kötü bir sonuca varmaya çalışırlar, sessizler ise genellikle dinleyip, karşı tarafın dediklerini iyice özümseyip, bazen özümsese bile son sözü söylemek için hep doğru zamanı beklerler. Ben aslında genelde ilk grupta yer aldım bugüne kadar ama inanın bende bile bir kırılma noktası oldu. Herzaman tez canlı olmanın çok da faydalı olmadığını gördüm bu olayların sonucunda. Ayrı bir yazımda mutlaka daha derinden değineceğim, şimdi  asıl konudan sapmayalım.

Biz halk olarak baya bir sessiz kaldık, hep dinledik, tüm söylenenleri iyice özümsedik, doluya, boşa koyduk değerlendirdik.Birşeyler aklımıza uygun gitmese de kimse kişisel olarak haklarımıza karşı çıkmadığı sürece sineye çekeriz dedik.  Ama ne demişler sessiz atın tekmesi pek olur, işte bizimki de aynen öyle oldu. İnsanlar dur durdu ve sabırları son buldu, kibarlık da anlayış da bir yere kadar, yapılacakları dikte etmek bırakın biz 18+ insanları çocukları bile rahatsız eder.  Bizi de etti sonunda,  bu nedenle de herkes birbirini tanısın tanımasın barikat için ellerini birleştirdi, yüreklerini, cesaretlerini ortaya koydu, canları pahasına çıktı yola,  göğüs gerdi  tüm panzerlere ve gaz bombalarına, hatta plastik bombalara. Bu uğurda yaralananlar ve can verelenler de oldu. Onlar bizim gururumuz, bazılarımız ben dahil bu kadar cesaretli davranamadık, atamadık kendimizi gaz bombasının ya da panzerlerin en önüne ama onlar attılar. Öyle bir umut oldular ki artık biliyoruz bugünden sonra hiçbirşey eskisi gibi olmayacak. Anayasanın maddelerine, gezi parkına, ormanlık alanlara, kentsel dönüşüm adı altındaki oluşumlara,  medyanın ve önemli kuruluşların nasıl bir duruş sergileyeceğine, giydiğimiz kıyafete, içtiğimiz içeceğe (saymakla bitmeyecek sanırım) laf söylecekken iki kere düşünecekler. Bizi ne gaz bombası ne de panzer durduramaz. Zor günlerimizde yanımızda olan direnen tüm insanlara yiyecek, içecek dağıtmak, ihtiyaç gidermek, yaraları sarmak için kapılarını açan oteller, evler, yardım dağıtan tüm özel sektör kuruluşları hepinizi ayakta alkışlıyoruz. Yanımızda olmayıp tercihini diğer taraftan yana yapan ve suratımıza kapılarını kapayan tüm kuruluşlar sanırım nasibinizi aldınız, uzun sürede iş tatlıya bağlanmayacak gibi duruyor bu kurum ve kuruluşlar için. Bazıları erken uyanıp biz de direnişteydik deseler de ben size ne diyorum "UYANDIK", artık herşeyin tüm netliği ile farkındayız. Belki de gözümüze parmakla sokmalarını bekliyorduk ama olsun.


Şimdi Türkiye geçliğinden ve aynı doğrunun ardından giden insanlardan beklenen, taşkınlık yapmadan haklı iken haksız duruma düşmeden savunmamıza devam etmek. Bu illa kendimizi parklara, caddelere, sokaklara atarak değil de mantıklı olarak olaylara dur diyecek bir birleşme sağlayarak olabilir. Ayyaş ve çapulcular olarak bizden beklenen Türkiye Cumhuriyetine bize emanet edildiği gibi sahip çıkmak. Yeterki yüreklerimiz bir amaç için birleşsin,  üzerinde yaşadığımız topraklara sahip olan atalarımız hem içtiler, hem savaştılar ve sonuna kadar da at üstünde liderliklerinden bir nebze olsun kaybetmediler. Amaç hepsi için aynı idi; gelecek nesillere rahat ve huzur içinde yaşayacakları verimli topraklar bırakmak. 1cm karesini bile kaybetmemek için savaştılar bundan sonra bizim de bu toprakların bir cm karesini başkalarına bırakmaya niyetimiz yok. Inanan ve direnen tüm kalplerin sonuna kadar aynı atması dileği ile. 

21 Mayıs 2013 Salı

Kendinizi İyi Hissetmenin 20 Yolu




Eminim herkes için farklı yöntemler ve sıralamalar vardır, benimkiler ekte...

  1. Kendizi Sevin: Önce kendiniz, herşey kendinizi sevmek ve olduğunuz gibi mutlu olmakla başlıyor. Siz kendinizi ne kadar sever ve sayarsanız etfanızından da aynı yansımayı görürsünüz.
  2. Ailenizi ve sevdiğinizi arayın:  Hayatta en güvendiğiniz kişilerle; bu anneniz, babanız, anneanneniz ya da sevgiliniz/eşiniz olabilir, iletişimde olun. Gün içinde güvendiğiniz insanlarla konuşmak size iyi gelecektir.
  3. Dua edin ya da meditasyon yapın: Egonuza biraz olsun sizİ yalnız bırakmasını söyleyin, sadece kendinize odaklanın ve içinize dönün.  Konsantre birşekilde dua ederken ya da meditasyon yaparken dış dünya ile olan iletişiminize biraz ara vermiş olursunuz.
  4. Haftada 3 gün spor yapın: Sağlıklı bir beden için spor yapın. İnanın bana hastalıklar sizden uzak olacak.
  5. Yapılacaklar listesi: Her sene başında kendinize yeni hedefler koyun ve ara ara ne durumda olduğunuzu kontrol edin.
  6. Gülümseyin: Bu dünyadaki en güzel makyajdır. Hem etrafınıza hem de kendinize pozitif enerjinizi yansıtın. İçinizde geliyorsa kahkaha atmaktan çekinmeyin.
  7. Su için: Bol bol su için. Güne başlarken birşey yemeden önce  koca bir bardak su için. Cildinizin ne kadar güzelleştiğini göreceksiniz.
  8. Derin nefes alın: Doğru nefes alma tekniklerini öğrenin. Doğru nefes bedeninizdeki tüm hasas noktalara iyi gelecektir Gün içinde derin nefes almayı kendinize hatırlatın ve bunu alışkanlık haline getirin.
  9. Yeni bir  hobi edinin: Mesela blog yazınJ, dans, fotoğraf, metin yazarlığı… Liste sizin, içinizden ne geliyorsa deneyin, sonunda mutlaka birinin tam da sizlik olduğunu fark edeceksiniz.
  10. Empati yapın: Dünyaya başkalarının gözlüklerinden de bakmayı öğrenin. Sürekli eleştirmek yerine biraz daha anlayışlı olmanızı sağlayacaktır. Size yapılmasından hoşlanmadığınız bir davranışı siz de karşı tarafa yapmayın.
  11. Hayır demeyi öğrenin: Her zaman evet diyerek başarıya ulaşacağını sananlar çok yanılıyorlar. Durum gerçekten hayır demeyi gerektiriyorsa basitçe hayır diyebilmelisiniz. Pratik yapıldıkça kolay öğreniliyor
  12. Notlar yazın: Annem yıllarca yaptı ve bende de bir alışkanlık haline geldi. Sevdiğiniz kişilere onları mutlu edecek küçük notlar bırakın. Herkesin sevildiğini ve önemsendiğini bilmeye hakkı var.
  13. Seyehat edin: Bunu birinci madde olarak mı yazmalıydım acaba? Uçakta mı doğdum acaba diye ara ara anneme sormuyor değilim. Bir insan bu kadar seyehat etmeyi sever mi? Yeni kültürler öğrenin, yeni tatlar keşfedin. Zaman ve bütçe buldukça seyehate çıkın.
  14. Kitap okuyun: Özellikle gerçek hayat hikayelerinden oluşan otobiyografiler okuyarak farklı kişilerin hayata bakışı konusunda fikir sahibi olarak kendiniz için çıkarımlar yapabilirsiniz.
  15. Zamanı iyi Yönetin: Bunu ne yapıp edin öğrenin. Planlı programlı olmanın hiçbir zararı yok, inanın bana kendinize daha çok zaman ayırabiliyorsunuz
  16. Saygı: Herkese karşı saygı duymayı öğrenin. Yaş olarak sizden küçük ya da büyük olmasının bir önemi yok.
  17. Hayvanları ve doğayı sevin: Size herzaman pozitif enerji vereceğine eminim.
  18. Soru sorun: Kendinize ara ara da olsa sorular sorun. Hayat koşuşturması içinde o kadar kendimizi unutuyoruz ki bazen zevk aldığımız şeyleri bile es geçiyoruz. Kısaca olumlama yapın, gerektiği yerde ise kendinizi eleştirin.
  19. Hayal kurun: Hayellerin olmadığı bir dünya düşünemiyorum. Sizi yaşama bağlar ve içinizdeki yaşam sevincini dinamik tutar.
  20. Akışına bırakın: Bazen sadece akışına bırakmak gerek. Zorlamak yerine hayatın size hazırladığı sürprizlere kucak açın. Bu sürpizler zaman zaman olumsuz gibi görünsede sonradan şükredeceğiniz durumlar doğurabilir.








16 Mayıs 2013 Perşembe

Dondurma Sezonu Açıldı

Bahar ve yaz aylarının vazgeçilmez lezzeti Dondurma. Sevmeyen var mıdır bilmem, ben şimdiye kadar yemeyen bir kişiye rastladım onun da süte alerjisi var bu nedenle sadece sorbe tarzı dondurmaları yiyebiliyor ama gün sonunda o bile ısrarla yiyiyor.

Eskiden Bağdat Caddesinde bir iki dondurmacı varken şimdi İtalyanı, Türkü, Bodrum'lusu, Bostancı'lısı hepsi bir dükkan açtı neredeyse. İtalyan dondurmalarını biraz fazla şekerli ve yumuşak buluyorum o nedenle hangi birini denediysem çok da bayıldım diyemem. Herkesin dordurma sevdası başkadır, ben kişisel olarak biraz daha sert dondurma lezzetlerinden hoşlanıyorum. 

Bu yaz beni Bağdat caddesinde mutlu eden haberlerden biri Bostancı'da bulunan Dondurmacı Yaşar Usta'nın tam da evimin karşısına açılmış olması. Yaşar Usta'nın diğer dondurmacılardan farkı klasik sütlü ya da maraş üsülü dondurma değil de harika sorbe lezzetleri sunuyor olması. İnanın bana lüks restaurantlarda ara sıcaktan ana yemeğe geçerken servis edilen hem bir önce yediğinizi bastırmak hemde ağzınızdaki tadı nötürlemek adına sunulan sorbelerden bile güzel. Üstelik topu 1.5 TL. Oldukça farklı tatlar var; kırmızı erikli, tahinli, tarçınlı, beyaz dutlu, incirli ve beyaz çikolatalı. Çilek, şeftali, kavun gibi klasik olmuş lezzetleri saymıyorum dikkat ederseniz. 

Diğer ikinci güzel haber ise yıllardır Bodrum'da ne zaman Bitez'e gitsem ve tıka basa dolu bile olsam bir top yemeden geçmediğim Bitez Dondurmacısı, gerçi artık Bodrum Marina'ya da açıldı, Bitez'e gitmeyi beklemeye gerek kalmadı sıcak Bodrum günlerinde. Neyse konumuza geri gelirsek Bitez Dondurmacı Şaşkınbakkal'da Nezih Kırtasiyeyi geçer geçmez alt pasajın oraya açıldı, geçen hafta onu da denedim, tat ve çeşitler Bodrum'dakinin aynı. Hala Balbadem ve Kanyak'lı dondurması favorim. Cevizli ve damla sakızlı'yı da denemenizi öneririm. Balbadem ve cevizlide malzeme oldukça bol, sanırım çekici yapan kısımlarından biri de o. Bitez Dondurma'nın da topu 2TL.
Eskiden hatırlayanlar vardır mutlaka, benim çocukluğumda Suadiye'de ve Caddebostan'da Hacıbey vardı, öyle bir şamfıstıklı dondurması vardı ki, fıstıktan dondurmanın süt tadını almak mümkün olmazdı. Belki biraz abartılı yazdım ama kısaca malzemenin hakkını verirlerdi. İşte Bitez dondurmanında malzeme kalitesi aynı böyle.

Şimdi geriye hangi lezziz dondurmacı kaldı caddeye açılmasını beklediğimiz bilin bakalım, neyse ben dayanamayıp söyleyeceğim galiba. Tabiki Moda'daki meşhur Ali Usta...

Bol dondurmalı bir yaz olsun. Hem kalorisi az hem de seçenek çok. 

 

14 Mayıs 2013 Salı

Bahar Temizliği




Hala Bahar Temizligi için ne bekliyorsunuz?

Geçenlerde bir yazı okudum ve ondan esinlendim desem yalan olmaz gereksiz herşeyi hayatınızdan çıkartıp atın diyordu, yazının sonu ise bakın ne güzel güneş çıktı diye bitiyordu, o kadar hoşuma gitti ki bende bir bahar temizliği yapayım kendimce dedim, aklıma ilk gelenleri sıraladım. Haydi sizde kendi listenizi yapın ve biran önce etrafınızdaki enerjiyi değiştirin. 
Hazır bahar geldi,  doğa bize her gün bir armağan gibi güneşi sunmakta, bize de kendi tozlanmış enerjimizden kurtulup silkelenmek kalıyor.

Aklıma ilk gelen herşeyi aşağıda yazıyorum, bakın görün önümüzdeki sene listenıiz ne kadar kısa olacak;
  • Eskimemiş ama ya tekrar moda olursa diye sakladığınız kıyafet ve ayakkabılarınızı
  • Kenarı hafif çatlamış tabak ve bardaklarınızı
  • Ofis masanızın üzerinde duran tonlarca yılbaşı, bayram ve tebrik kartını, kullanmadığınız kağıtları, ucu bitmiş kalemleri, kartvizitleri
  • Adınıza yollanmış ve hatıra olarak kurutup sakladığınız çiçekleri
  • Zayıflayınca ya da kilo alınca giyerim dediğiniz herşeyi
  • Çizilmiş teflon tencerelerinizi
  • Bir daha geri dönüp bakmayacağınız kitaplarınızı ve defterlerinizi
  • Biriken diyet listelerinizi
  • Antika olur diye beklediğiniz ama aslında hiç sevmediğiniz dekoratif eşyalarınızı
  • Arşive attığınız ve hiç okumadığınız maillerinizi
  • Evde artık askı olarak kullandığınız koşu bandı ya da bisikletinizi
  • Tamire yollarım diye beklettiğiniz bütün elektronik eşyaları
  • Ucu hafif kaçmış ya da erimiş çoraplarınızı
  • Şisenin dibinde kalan bir gün gelir içilir diye beklettiğiniz içki şişelerinizi
  • Tarihi geçmiş tüm ilaçları
  • Bozuk TV kumandalarınızı, şarj aletlerinizi
  • Dolabin dibine ya da bazanıza iteleyip çoktan unuttuğunuz eşyalarınızı
Evet haydi ne duruyorsunuz yarından tezi yok başlayın, görürsünüz bakın atmaya doyamayacaksınız...

Diğer yandan aman zarar gelmesin  ya da özel günlerde kullanırım diye bir kenara ayırdığınız  eşyalarınızı gözünüzün önüne çıkarın ve hemen  kullanmaya başlayın. Kısaca günü yakalayın, bugün sizin yarın ise meçhul. Hazır sağlıklı iken herşeyin tadını sonuna kadar çıkararak yaşayın.  Herkese verimli bir bahar temizliği dilerim.



13 Mayıs 2013 Pazartesi

Hayat bir sahne mi?



Hani derler ya yaşam bir sahne ve bizler de sadece rollerimizi oynamaya geldik. Sahne olması belki birçok kişinin neden bukadar sahte olabildiğini tek seferde açıklıyor aslında, hem de çok derin düşünmeye gerek kalmadan.
Ee be kardeşim tamam dedilerki hayat bir sahne ve sende rolünü oynuyorsun ama bu kadar gitgelli, iki yüzlü oynamanın anlamı var mı?
Tamam tabanda amaca hizmet ediyorsun ama bir de hiç senin gibi olmayan insanlar var az da empati yapsan fena mı olur. Halbuki gülmek, güldürmek, dürüst ve yalın olmak, hatta bazen zaman zaman gönülden ağlatmak varken.

Çok derin düşünmemek gerekiyor belkide, herkese ilk görüşte 100 puan vermek yerine bırakıcan zaman içinde o toplasın artı puanları, zaten baktın hep ekside ve senin çabanla ilerliyor gerek var mı kendini üzmeye. Herkese ederi kadar demişler ya ne doğru şöylemişler. Bazı atasözlerini dört gözle okuyup can kulağı ile dinlemek gerekiyor. Başına gelmeden önlemini alabilmek için gereksiz insanlara haddinden fazla değeri vermeden önce, kendini izole etmen gerekiyor ki kalbin üst üste kırılmasın. Sonra parçaları birleştirmek çok zor oluyor.

Hayata biraz Mevlana’nın gözünden bakmak lazım. Der ki "Önemli olan seni tamamlayacak ruhu bulmandır, Her Peygamberin verdiği öğüt aynıdır, Sana ayna olan insanı bul". İşte hayatında sana ayna olacak bir kaç kişiyi buldun mu dört elle sarıl, kucakla, sevdiğini söyle, kalbini kırmamaya çalış, kırdın mı hemen gönlünü al, hatta gerekirse özür dile, bu da bir erdemdir. Diğerleri için ise fazla çaba sarf etme, ya sana ayna olacaklardır ya da zamanla hayatının sahnesinden ayrılacaklardır.
Sahneden ayrılanlara ise hiç geri dönüp bakma, iyi kötü hayatındaki amaçlarını tamamlayıp senden kopmuşlardır. Bunun için şükür ve dua et.
Hayatınızda size ayna olacak insanlarla karşılaşmanız dileği ile...



Ponte Restaurant

Manzara tek kelime ile şahane...
Ponte tamamen tesadüf eseri keşfettiğimiz bir mekan. Bütün bir günü Şişhane'de geçirdiğimiz günün ardından aperatif birşey içerek yorgunluğumuzu atmak adına daha önce gitmediğimiz ve güzel manzaralı bir yer aradık. Düşün düşün aklımıza gelmeyince dedik ki en kötü Mid Point var, arka masalardan da şehrin güzelliğini izlemek mümkün olur. Tam Mid-Point'e doğru yürürken Ponte çıktı karşımıza. Beyoğlu İş Merkezinin pasajından girerek asansöre biniyorsunuz ve 7'inci katta Ponte'ye ulaşıyorsunuz. Mekan 2 katlı, hem kapalı oturma alanı hem de terası var. O Cumartesi tam bir bahar akşamı olduğundan biz terasda oturmayı tercih ettik. Aslında henüz terası hizmete açmadıkları için servisin biraz yavaş olacağı konusunda bizi uyardılar ama hem baharın hem de manzaranın keyfine varmak için değer dedik. Şarap menüleri çok zengin olmasada kırmızıda DLC Oküzgözü'nü listelerinde bulundurmalarına sevindim. Bana göre içimi rahat ve mideyi yormuyor. Yanında birde peynir tabağı söyledik başlangıç olarak, sunumu gerçekten hoşuma gitti. Ortaya birde zeytin ezmeli zeytinyağ servis ettiler ohh değmeyin keyfime. Ana yemek olarak çok da detaya girmemek için makarnalardan seçim yaptık, aman aman tadı damağımda kaldı diyemem ama bu mekandan genel anlamda iyi hizmet aldığımızı düşünüyorum. Bu manzarayı sunan rakiplerine oranla da fiyatlar daha makul. Teras hizmete girdiğinde canlı müzik de olacakmış, yine gidilir derim ben.


Istiklal Caddesi. Beyoğlu İş merkezi. No: 187 Beyoğlu
0212-245-7782

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...