Etiketler

28 Ekim 2015 Çarşamba

Poyrazköy


29 Ekim tatilinde Istanbul'da kalacaklar için güzel bir önerim var.

Üşenmeyin haydi, hava durumu da hazır el veriyorken  atlayın arabaya Poyrazköy'e gidin. Sağınız Karadeniz, solunuz Boğaz...Kuruluşu 600 yıl öncesine kadar gidiyor, kaynakları araştırdığınızda ilk Cenevizlilerin yerleştiğinden bahsediliyor.

Bu aralar 3. köprü inşaatı sebebiyle adını sıkça duyuyoruz ama gidip görmeyede değer bir sahil kasabası bence. Biz en son Eylül ayında gitmiştik, tam Sardalya balığı mevsimi idi, Karadeniz'e yakın bu kıyıda doya doya balık yedik. Şimdi de kalkan mevsimi başlıyor. Istanbul'daki balıkçılardan çok daha uygun fiyata, daha lezzetli balık yiyeceğinize şüpheniz olmasın.




Nasıl mı gideceksiniz?
Anadolu yakasında Beykoz'u geçtikten hemen sonra Poyrazköy - Anadolu Feneri tabelası var. Bu tabelayı takip ederek 18 km sonra Poyrazköye ulaşabilirsiniz.
Özel aracınız yok ise Kavacık'dan kalkan 135 no'lu belediye otobüsü ile de buraya varmak mümkün.



Poyrazköy eskiden daha sessiz ve sakin bir kasaba iken, son gidişimizde oldukça kalabalıktı. Lüks teknelerde burayı keşfetmiş, hatta gelmeden önce restaurantlara rezervasyonlarını bile yapar hale gelmişler. Doğruyu söylemek gerekir ise fiyatlar eskiye nazaran biraz şişik.

Yaz aylarında da yolunuz düşerse plajları kullanarak denize girmek isteyebilirsiniz. Ağustos'da gittiğimizde o kadar kalabalıktı ki biz yeltenemedik bile.



Poyrazköy'e gittik, tadına doyamadık derseniz tam karşı kıyısında bulunan Garipçe köyünü deneyin derim. Garpiçe'de Avrupa yakasında Rumeli tarafında yer alıyor. 

Herkese şimdiden iyi tatiller.

11 Eylül 2015 Cuma

Anne ve Baba Olma Tecrübesi, 0-9 Ay Deneyimler


Doğumu 3 evreye bölersek eğer; doğum öncesi hergün ayrı bir heyecan ve koşturma, doğum esnası nutkun tutulduğu an ve doğum sonrası ise tam bir delilik olarak nitelendirilebilir. Biz 9 aylık serüvende neler yaşadık kendi yorumlarımla anlatmak istedim.

Doğum öncesinde kırkbin hazırlıkla en ufacık iğne detayına kadar hazırlıklar sürsede, bebeğinizi eve ana kucağında getirdiğimiz ilk an ne yapacağını bilememektir ebeveynlik

İlk günlerdeki tecrübesizlikle ağlama krizlerinin neden kaynaklandığına adeta bir matematik problem çözer gibi kafa yorup sonunda o çaresizlik ile ilk 15 dk içinde gaz çıkarıp, alt temizleyip, emzirmeyi başarmaktır.

Emzirme esnasında gögüslerinizin harap olduğunu bile bile, adeta bundan ayrı bir zevk alırmışcasına, çılgın bir mutluluk 
içerisinde gözlerden yaşlar gele gele emzirmeye devam etmektir,

Loğsalık döneminde eve gelen misafirlerin neolur kalkın artıkda uyuyayım diye gözünün içine bakıp onlar kapıdan çıkar çıkmaz düşen başınızı yastığa koyduğunuz anda görev sırasının yine size gelmesidir

İlk 40 gün içinde etrafınızda sık sık göreceğiniz anneniz ve kayınvaldeniz iyi bir yorum yapmaya çalışsada boğazlarına yapışmak istemektir

Kocanız dünyanın en melek eşi ve babası bile olsa bazen onu da camdan sallandırma hayalleri kurmaktır

Geceleri evinizin yeni üyesi ile uyuyup uyumaya alışma, çıt sesine kalkma ve her saat başı uyandıktan sonra geri uyumayı başarmaktır

Ilk aylar acaba nefes alıyormu diye her saat başı, bazen 15 dk’da bir hırsız edasıyla bebeğin başına dikilip uyandırmadan nefesini kontrol edebilmektir

Uykusuzluktan kafayı iyice yiyip beyninizin size oynadığı oyunlarla başa çıkabilmektir

Gaz çıkardığında ya da kaka yaptığında piyango çıkmış kadar sevinmek ve bu sevinci hergün yaşamayı dilemektir.

Evin her köşesinde ayrı bir emzik, oyuncak bulup önce bir ton söylenip sonra çaresizce onları düzenleme ve ertesi günü ve bir ertesi günü aynı şeyi yılmadan tekrarlamaktır

O özenle aldığınız cicili bicili kıyafetleri binbir zorlukla giydirme çabasıdır

Biberon ve kaynar sularla dost olmayı öğrenmektir

Alt bezi aylık paketinin  hangi internet sitesinde en uyun fiyata satıldığını kovalamaktır

Banyo yaparken bebek elinizden kayıyor diye şampuana saydırmaktır

Baba kelimesini çoktan sökmüş olan çocuğunuza, inat ve ısrarla gün içinde belki 50 tekrarla anne dedirtmeye çabalamaktır

Sinema, tiyatro, yeni açılan mekanları takip etme gibi alışkanlıklarınızı şansınız var ise dergilerden takip etmektir, çoğu zaman ilk 4 ay dergi de lüks grubuna giren ürünler içerisindedir

Evinizde yabancı bakıcınız var ise adeta ekonomi kanalında çalışıcasına kuru soran herkese küsüratına kadar söyleyebilmektir

Eşinizle iki gün tatile kaçıp üçüncü gün burnunuzun direği sızlayarak geri gelmek ve 15dk sonra acaba kalsaydık daha mı iyi diye düşünüp kendinizi iyiden iyiye suçlu hissetmektir

Hastalandığında gözünüzü tüm gece kırpmadan ertesi gün işe gitmeyi başarmaktır

Kızı olan babanın kızı doğana kadar erkek isteyip sonrasında gözünün kızından başka şey görmemesidir

Her sohbet ortamında erkek çocuğu olan arkadaşlarınızla şaka yollu da olsa ağız dalaşı yapmaktır

Yaşını bile doldurmamış kızının beraber olacağı tüm erkek arkadaşlarını bir düşman olarak görüp şimdiden gardını alma planları yapmaktır (%100 babaya özel)

Tüm evin dekorasyonunu yeni baştan dizayn etmektir.

Evinizdeki bakıcıyı bir gün gözünüzde canavarlaştırıp, ertesi günü boynuna sarılmayı istemektir

Yemek yesin diye akla gelebilecek tüm karışım ve bulamaçları bir gurme edeasıyla denemektir.

Haftasonları şöyle evden çıkmadan ayağımızı uzatıp dvd seyredelim keyfini uzun süre akıllardan silmektir

İlk adımlarını atarken düşmesin diye CIA gibi çalışarak heryere farklı sistemler döşemektir.

Kokusunu ne kadar içinize çeksenizde, en sevdiğinizden yerlerinden defalarca öpsenizde uyurken bile onu özlemektir

Birlikte oyun oynarken kendinizi çoçuk hiseddip tekrar hayaller kurabileceğinizi hatırlamaktır

Sevginin bazen  de çılgınlık boyutuna ulaşacağının farkına varmaktır

Emeğini, yüreğini maddi ve manevi tüm varlığını hesapsızca ortaya koyacağın bir delilik halidir

Ve tüm bu delilikler içerisinde bebeğinizle geçirdiğiniz her saniye için her daim şükretmektir.



13 Ağustos 2015 Perşembe

Musto Bistro, Bodrum



Bu yaz 1 aydan fazla Bodrum'da kaldım ve en fazla nerede yemek yedim derseniz tercihim yeni açılan Musto Bistro oldu. Oldukça kalabalık, yol üstü ama bir okadar da samimi bir mekan. Servis, kalite ve hizmete diyecek yok. Yemek seçimi size kalmış et ağarlıklı ama deniz ürünlerini içeren de bir menüsü var. Başlangıç ve ara sıcaklar da oldukça lezziz. Bir gidişinizde ana yemek olarak et yiyecek iseniz ortaya başlangıçlardan peynir ya da şarküteri tabağı, ara sıcaklardan domates reçelli peynir toplarını sipariş ederek zevkinize göre etinizle devam edin derim. Bu menünün yanında mekanın size sunacağı iyi bir şarap listesi olduğundan emin olabilirsiniz.  Gelelim deniz ürünleri tercih edecek olanlara; ben deniz ürünleri ile genellikle rakı içmeyi sevdiğim için başlangıç olarak rakı tabağı söylüyorum, özellikle de erken gidip biraz demlemek için ideal. Devamında kalamar tava, ızgara ahtapot salata ve ızgara karides hiç fena olmuyor benden söylemesi.
Yedik içtik çok güzelde hesap ne durumda derseniz fiyatlar Bodrum'un diğer el yakan restaurantlarına nazaran daha uygun.



Bu arada Musto Bistro Bodrum Marina'nın tam karşısında, yemekten sonra geceye devam etmek isterseniz alternatifler çok. Marina Yatch Club'de ya da Tango bar'da canlı müzik dinleyebilir, Teras bar'da bodrum marina ve kale manzarası eşliğinde eğlenebilir ya da birer bodrum klasiği olmuş Küba bar ya da Fink'e ugrayabilirsiniz.

Haydi yaz bitmeden, yolunuz hazır Bodrum'a da düşmüşken uğrayın.

Adres: Neyzen tevfik caddesi no:130 bodrum
Tel: 0252-313-3394

*Resimler Musto Bistro'nun web sitesinden alınmıştır.

15 Mayıs 2015 Cuma

Kipos Restaurant

Sizlere Anadolu yakasında yeni açılan bir balık restaurantı hakkında yazıyorum.

Yazılarımı az çok takip edenler bilir, biz eşimle tam bir Cunda mutfağı tutkunuyuz. Nerede ot, otlardan yapılmış değişik meze ve balık var ise biz oradayız. Burası ister İstanbul’da olsun, ister Ayvalık, Bodrum’da isterse de Yunanistan sınırlarında. Lezzetleri tadıp beğendikçe de sizlerle paylaşıyorum.

Taze Ayvalık malzemeleri ile o mevisime has ne varsa İstanbul’a getirip hazırlayan Hasan Usta (Misina Balık’tan tanıdığınız) kendi mekanını açmış, adı Kipos. Yer Koşuyolunda, çok da güzel ağaçlar altında bir bahçesi var. Açlış için tam da doğru mevsimi yakalamış bence. Fiyatlar da can yakmıyor.

Daha önceki yazılarımda Anadolu yakasının en iyi balıkçısı olarak Misina balık’ı yazmıştım, ee şimdi de diyorum ki Misina’nın aşçısı kendi mekanını açmış, denemekte fayda var. Merak edenler için birkaç resim paylaşıyorum. Sizlere de afiyetle yemek kalıyor.

Lezziz mısır ekmeğini zeytinyağa şöyle bir bandırın, rakıya altlık olsun:)
 Deniz mahsüllü dolma
 Yunan peyniri sıcak şahane oluyor
 Yine farklı hazırlanmış deniz mahsüllü dolma
 Kaşarlı dil balığı


28 Mart 2015 Cumartesi

Evlat

Evlat kelimesinin ne kıymetli bir kelime olduğunu daha önce hiç düşünmemişim meğer,

Ta ki sen o minik ellerin ve ışıl ışıl gözlerinle bizlere bakana kadar.

Evlat içinde ne çok duygu barındıran bir kelimeymiş,

Evlat kız, erkek ayırmadan yüreğini cız ettiren, seni heyecana boğan ilk görüşte aşk yaşatanmış meğer.

Evlat kimselerle paylaşamadığın, gözünden sakındığın en kıymetlinmiş.

Anne, babalarımızdan en çok duyduğumuz “Evladım kaç kere söyleyeceğim”’in altında aslında bıkkınlık değil koruma, sevgi ve aşk barınırmış.

Şimdi sayende bizimde hayatımıza girdi “Evlat”

Saçtığın ışık hayat fenerin, içindeki ses ise sana bir ömür yol gösteren meleğin
Şartlar ve konumun ne olursa olsun içindeki çocuk sana yoldaşın olsun “Evlat”

25 Mart 2015 Çarşamba

Sabah Uykum, Ahmet Batman



Soğuk Kahve kitabının yazarı Ahmet Batman’ın ikinci kitabı Sabah Uykum’u aynı hevesle satın aldım ve okumaya başladım ama açık söylemek gerekirse Soğuk Kahve’nin etkisini bırakmadı üzerimde. Çok ayrılık ayrılık olmuş bu kitap sanki. Soğuk Kahve’de biraz hasret ve özlem de vardı sevgili’ye, bu kitapta ise terkeden sevgiliye daha bir atarlı sanki yazar.  Yine güzel cümleler yok değil ama Soğuk Kahveyi okurken her bir hikayede neredeyse çoğu satırı çizmek ve sözleri aklınızda tutmak istiyordunuz. Belki ilk Sabah Uykum’u okusaydım yine etkilenirdim ama Soğuk Kahve’den sonra bana biraz üzerinde çok da uğraşılmadan yazılmış gibi geldi.

Yazarın sevdiğim cümlelerinden birkaçını yine sizlerle paylaşmak isterim.

“Yara bandı ruha iyi gelmez”
“Gülüşünden akan yağmur damlalarını özledim”
“Sana olan sevgimi martıların kanatlarına yükledim, üzerinden eksik olmasınlar diye”
“Hayatımın karesi ol”
“Ben seni hiç öpmedim, benim yaptığım yanaklarından mutluluğun dibini sıyırmaktı”
“Ben sana durdum, saatleri sana kurdum. Gülüşümü gelişine sakladım, gelişini belki son nefesime”
“Şarkılar gözyaşlarının üzerine örtemez çünkü notalar da ıslanır”


Bunlar benim altını çizdiğim satırlardan bazıları. İnsan hakikaten çok sevince ve o yoğunlukla da terkedilince kaleme daha bir sıkı sarılıyor sanırım, kalem bir bıçak kadar keskin ve kuvvetli oluyor. Severken terk edilmiş durumdaysanız bu iki kitabı da çok tavsiye etmem şimdilik, kelimeler kitaptan çıkıp kalbinizi hançerleyebilir:) İyi okumalar...

17 Mart 2015 Salı

Bağdat Caddesi Güzeli, Ender Aksu




Bağdat Caddesi Güzeli adlı kitabı satın alırken inanın arkasını çevirip konusuna bile bakmadım. Doğduğum günden beri caddede yaşıyor olduğumdan dolayı adı ilgimi çekti ve alıp aynı hızla okumaya başladım. Ender Aksu'nun kaleme aldığı kitabın baş kahramanı Yasemin 45 yaşında, erkenden evlenmiş, kendisini o yaşına kadar kocasına ve kızına adamış bir bayan. Bir gün kocasını sektereteriyle basmasının ardından tüm hayatının bittiğini düşünür. Aslında duymaya alışıkm olduğumuz klasik bir hikaye fakat olay kahramanın başına gelen felaketler birbirinden enteresan. Boşanmış orta yaşlı bir kadının tekrar gücünü toplayarak hayata geri dönme ve birilerine bağlanma çabalarının anlatıldığı ağırlıklı dişilere yönelik bir kitap. Romanda az da olsa grinin elli tonu tarzı yok değil, ama aynı heyecanı vermiyor. Çok basit cümlelerle yazılan bir roman olduğu için çabuk okunsada insanda iz bırakan cinsten değil. Yazıya dökülen herşeyde bir emek olduğuna inandığım için kitabı kötülemek istemem, kolay okunası, akıcı, düşündürmeyen bir kitap olarak konumlayabilirim sadece.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...