Etiketler

Aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2014 Salı

Birazda otobiyografi



Tahmin ettiğiniz üzere yazmaya bayılırım
Yemek yapmak ve yemeğe de öyle
Seyehatsiz bir dünya düşünmek bile istemem
İnsanlara baştan değer veririm, hak etmeyenler gider
Aşka sonuna kadar inanırım, yaşamaya değer
Dürüstlükten yanayım
Ailem baştacımdır
İkiyüzlü insanlardan korkarım
Kağıt oynamaktan keyif alırım. Amerikano'da iddialıyım
Sebze, balık ve şaraba bayılırım
Boş durmayı sevmem, yerimde duramam
Doğumgünlerinin özel olduğunu düşünürüm
Biri dur demez ise gri renkteki tüm tekstil ürünlerini satın alabilirim
Herkesle konuşabilirim ama sadece bir kişiyle rahatça saçmalayabilirim
Patates kızartması ve diet kolayı çok severim ama ara sıra yerim
Spor hayatımda olmazsa olmaz
Her yeni sene öncesi bir sonraki seneki hedeflerimi yazarım ve ara sıra gizli gizli bakarım
Sevdiklerimi yürekten severim
İnsanın az dostu, bolca arkadaşı olmalı felfesindeyim
Hayatta hiçbirşey tesadüf değil, tecrübe ile sabit
DVD dışında TV ile pek işim olmaz
Güne müzikle, yüzümde gülücükle başlarım, hiçbir yeni gün somurtmaya değmez
Fırsat buldukça okurum
Önce sağlık, sonra huzur diyenlerdenim
Küfretmeyi sevmem
Çayı açık, kahveyi az içerim. En çok da yeşil çay severim
Sarılmak herzaman iyi hissettirir
Karanlığı pek sevmem, güzdüz insanıyım
Öğlenlere kadar uyumak da pek bana göre değil
Gülerken aynı anda ağlayabilirim
Mum ışığına bayılırım
Güneş batsın, ay çıksın sebepsiz yere mutlu olabilirim
En sevdiğim mevsim yaz, ay Haziran
Denizden çıkmadan yüzebilirim
Politik olmayı bir türlü beceremedim
İnat huyumu baya bir törpüledim:)
Sevdiklerime bol bol seni seviyorum deyip hoşçakal diyemem
Vedaları sevmem
O yüzden benim dünyama Hoşgeldiniz...





8 Kasım 2013 Cuma

Kardeşimin Hikayesi, Zülfü Livaneli


Kitabın arkasını çevirdiğinizde gördüğünüz ilk ve tek cümle;“Aşk bir uçurum kenarında gözü bağlı yürümektir" .
Cümleyi okur okumaz aşk ne kadar derine inebilir ki diye düşünmeye başladım ve kafamda konu için bir aşk hiyasinin ağdalı anlatımı diye düşündüm. Tamamen yanılmışım, ne yalan söyleyeyim bu kadar iyisini beklemiyodum.  Livane'linin kalemini seviyorum, Serenad'da oldukça güzeldi ama bu kitabın özellikle sonuna doğru heyecanlanması elinizden bırakamamanıza sebep oluyor.

Aslında anlatılan bir aşk hikayesinden çok "karasevda". İnsan duyguları içerisinde en tehlikeli ve güçlü olanı. Sevginin, aşkın, tutkunun ötesinde bir boyut. Onsuz olamama, hiçbir koşulda vazgeçmeme, onsuz nefes alamama hali, kısaca bir insanın öteki insan için kendini körü kürüne mahfetmesi, tamamen kendinden vazgeçmesi ve idefiks yaptığı seyin arkasından gözü kapalı koşması durumu. Hele bir de karşılıklı değil ise intahar ve cinayete kadar sürüklenme hali.
Evet aşk belki bu dünyada en güzel, en heyecanlı, en kıpır kıpır ve bazen de en can acıtan duygu ama karasevda başka bir boyut. Ne demek istediğimi Zülfü Livaneli’nin yorumu ile kitabı okuyunca çok daha iyi anlayacaksınız.

Roman Karadeniz’in ufak bir köyünde yaşanan cinayet hikayesi ile başlıyor. Ana kahraman kalabalıktan elini eteğini çekmiş, duygularından tamamen arınmış, kendi halinde sakin yaşamayı seçen ama bir okadar da garip davranış ve alışkanlıkları olan bir inşaat mühendisi. Kendince oldukça hedonist bir yaşam sürüyor. Kahramanımızın hikayesi, köyde yaşanan cinayet sonucu hikayeyi araştırmak için köye gelen gazeteci kızla tanışması ile başlıyor, hem kendi hem de kardeşinin hikayesini okuyucuya aktarması ile devam ediyor.

Roman baş karakteri dolayısı ile şizofreniyi bizlere çok olağandışı bir halde anlatıyor. Duygulardan uzak, herşeyi unutarak yaşayan bir insan ama kendi gençliği ve kardeşinin hikayesi an be an aklında. Yaşadıklarından dolayı dokunamama hastalığına kapılmış ve mühendislik yaratıcılığı ile kendisine sarılma makinası yaratmış. Roman özellikle son sayfalara doğru daha da heyecan kazanıyor. Duygularını yitiren bu kişi dudaklaına değen yumuşak bir öpücükle sanki hayata geri dönüyor ve asıl gerçekler o andan sonra gün ışığına çıkıyor. 
İyisimi siz okuyun bakalım benim gibi heyecan duyacak mısınız.








26 Ağustos 2013 Pazartesi

"Gizli Anların Yolcusu", Ayşe Kulin


Hikaye büyük bir aşkla evlenmiş karı kocanın oğulları Can’ı kaybetmesinin ardından hayatlarının nasıl alt üst olduğunun anlatımıyla başlar. Eda ve İlhami, her  ikiside yaşadıkları kaybın ardından farklı dünyalara dalarak hayatın çarpıcı yönlerini gözler önüne seriyorlar. Aslında hep bizlerden uzaklarda ve çok kapalı kapılar ardında yaşandığını düşündüğümüz ilişkilerin, yalan üstüne kurulu dünyaların ve aldatmaların ne kadar da gerçek ve tam yanıbaşımızda yaşanabileceğinin açık bir örneği.

Roman yazılalı belki iki seneyi geçti, ama ben ancak okuma fırsatı buldum. Bazı yerlerinde ne kadar iğreti oldumsa, bazı yerlerinde de kimi haklı bulacağımı saşırdım. Kendinizi kaptırarak bir çırpıda okuyacağınız bir roman. Farklı dünyalar ve ilişkilerin her boyutuyla gündeme gelmesi, aynı cinsin birbirine duyduğu güçlü duygular. *“Aşk da aynı rüzgar gibiydi ona boyun eğmek, onunla bütünleşmek şarttı, karşı koymak imkansızdı”

Nekadar eleştirsek, anlamakda zorluk da çeksek bu da aşkın farklı bir boyutu. Anlatılan sadece aşk değil aslında; kaybolan çocukluk, birbirine geçen ilişkiler, iş hayatı, hayatın tırnakları ile kazıyarak kazanan kişiler tarafından nasıl algılandığı ve aile içi sırlar...Okumaya değer. 


*kitaptan birebir alıntıdır.

21 Mart 2013 Perşembe

Bahar'a Merhaba



 Toparlanın, Yaz Geliyor…
Bahar dalları çoktan açtı, cemre düştü, günler uzamaya başladı. Kuşlar yuvalarına geri dönmek için yarış halinde kanat çırpıyorlar. 
Güneşin bizi karşıladığı sabahlar kapımızda. Evlerde bir bahar temizliği telaşı. Halılar kalksa mı, kaloriferler yavaş yavaş kısılsa, kışlık dolabımız yerini yazlıklara bıraksa.

Bahar ne güzel bir heyecandır, insanın içinde kıpırtı ve tarifsiz bir mutluluk yaratır.
Sezen Aksu’nun deyimiyle ben her bahar aşık olurum, taşar içimden ruhum, kalbimdeki acelenin peşinde kaybolurum. Aşkın illa bir insana olması gerekmez, çiçeğe, böceğe, yaprağın rengine, kuşlara, yeşilliğe kısaca baharın renklerine ve yaradanın tüm güzelliklerine aşık olunabilir.

Bahar bir koşturmadır ve tatlı bir telaştır. Daha çok hareket demektir. Spor salonları, sahildeki yürüyüş parkurları bu mevsim dolar taşar. Yaz gelmektedir, tatil heyecanı başlar herkeste. Gazetelerde diyet ve sağlıklı beslenme köşelerine daha çok yer ayrılır, farklı markaların tam tahıllı gevrek reklamları döner durur. Şabahları ofise gittiğimizde uçak biletlerinin ve otellerin yaz kampanyalarına kayıt yaptırılır. Sosyal ortamlarda sohbetler genellikle sen hangi diyeti uyguluyorsun, nereye spora gidiyorsun, Bodrum’da nerde kalalıma  dönüyorsa anlayın ki bahar geldi. Ohh be iyki de geldi, gözümüz yollarda kalmıştı…

29 Kasım 2012 Perşembe

Grinin Elli Tonu



Tutku?
İhtiras?
Şehvet?
Hakimiyet? / Teslimiyet?
Anlaşma...
Bonkör bir sevgili
Karanlık sırlar
Fantazi dünyasında yeni keşifler
Tecrübeli dokunuşlar
Karşı koyamama...

Sürükleyici, merakla sonunu beklediğiniz, bir nefeste okunası bir kitap.
Asıl soru böyle bir ilişki ve anlaşma karşısında sizin ne yapacağınız? Kitap bittikten sonra bu soruyu kendisine sormayan yoktur diye düşünüyorum. Benim cevabımı merak ediyorsanız dürüst olmak gerekirse  hayır demek olanaksız gibi...
Son zamanlarda okuduğum en etkileyici kitaplardan. Karanlığın Elli Tonu ve Özgürlüğün Elli Tonu’nunu satın almak için iyi bir nedenim var sanırım.


30 Nisan 2012 Pazartesi

Bay & Bayan Doğru


Gözlerinizi kapatın ve idealinizdeki adamı /kadını hayal edin. Evet evet tüm istediğiniz özellikleri belirtin. Hayal değil mi canım, kısıtlamaya ne gerek var. Gözleri, tipi, boyu, işi, olmasını istediğiniz özellikleri, aklınıza gelen her şeyi  ekleyin.... Aslında herkesin kafasındaki ideal adam/kadın birbirinden farklıdır. Karakter zaten kıyas kabul etmez ama sen esmer seversin ben sarışın örneğin, her şey daha burada başlar. 

Biz idealimizdeki kişiyi ararken karşımıza zaman zaman ona yakın bazen de tamamen dışında insanlar girer. Girer ve çıkarlar çünkü bir türlü Bay/Bayan Doğru değildir hiçbiri. Kendimizi zorlarız dışardan ne kadar iyi görünseler de içerde yani kalpte o iletişim kurulamadıysa ilişkilerin ömrü daha da kısalır. Geçirdiğimiz bu süre asla zaman kaybı değildir, çünkü herkesten bir şey öğrenir insan. Yeni yerler, yeni fikirler, farklı bakış açıları ve tartışmalara gebe olur bu paylaşımlar. “Aman ben X’le cıktım ne gördüm, ne paylaştım” dediğinizi duyar gibiyim. Kesinlikle böyle bakmamalıyız olaya, burada önemli olan hayatımıza X’lerin, Y’lerin girmesi değil bizim sonucunda ne öğrendiğimizdir. Her ilişkide kendini biraz daha tanır insan, ne istediğini, kimin gerçekten uygun olup olmayacağını hisseder. İşte bu öğreti bizi gün be gün bizi biz yapar ve Bay/Bayan Doğru’ya götürür. Başta da söylediğim gibi herkesin doğrusu kendinedir.

Bir de hayal edin ki bir gün karşınıza yaptığınız o uzun listedeki özelliklerin çoğunu taşıyan biri cıktı, işte o an sanki zaman durur. Yüreğiniz gerçekten atar ve midenizde kelebekler uçuşmaya başlar. Belki ilk görüşte bunu hissetmezsiniz ama ilk temasta hissedilebilir olduğuna eminim. Zamanla kafanızda yarattığınız Bay/Bayan Doğru size bir de heyecan verebiliyorsa işte bunun adı AŞK’tır.

Karşımızdaki kişi ile paylaşımlarımız arttıkça ve  ilişki rayına oturdukça rüyada gibi hissederiz kendimizi.  Hafta sonları daha bir anlamlı gelir, hele bir de yakın oturuluyorsa hafta içi yoğun tempoda bir kahve için bile buluşulabilir. Gözlerimize adeta perde inmiştir, her şey yolunda giderken hep bir mutluluktan uçma durumu vardır. İnsan neye emek verirse, o kıymetli hale gelir sözü burada doğrulanır. Emek verirsiniz çünkü farklı deneyimlerden sonra kafanıza yatan, hayattan birlikte keyif almayı bildiğiniz kişi karşınızdadır. İlk 3 -5 ay her şey tozpembedir, sonrasında nedendir bilinmez bir rutine gitme durumu başlar yavaştan karşınızdaki kişinin kusurlarını bir bir fark etmeye başlarsanız. Aşk hala devam ediyor ise bir yandan onlara bahaneler bularak üstünü örtmeye de devam edersiniz.  Ufak tartışmalar ve fikir ayrılıkları devreye girer ya da konuşmamaktan dolayı oluşan karşılıklı yanlış anlaşılmalar. İşte burası ilişkinin kilit noktasıdır. Günümüzde herkes her şeyden o kadar çabuk sıkılıyor ve vazgeçiyor ki, bunun sonucunda hayatımızda keşkelere bir yenisi daha ekleniyor. Sevgi, aşk, uyum, huzur, mutluluk, neşe, eğlence her ne ise karsınızdaki ile yaşadığınız sıfatları siz çoğaltın, vazgeçmeden önce  iyi düşünün. Evet etrafta birçok farklı seçenek olabilir her iki cins içinde, ama önemli olan o farklılığı kendi ilişkinizde yakalayıp rutinden kurtulmak ve Bay/Bayan Doğru’ya bu kadar yaklaşmışken ona dört elle sarılmak.

Limandan demir alma vaktini beklemek yerine biraz sabır ve özveri her şeyi değiştirilebilir. Birbirimizin kıymetini anlamak için her zaman ayrılık gerekmez.  Bana müsaade demek kolaya kaçmaktır.  Lütfen sizlerde akıntıya kapılıp büyük resme aldanmayın, maksat detayları yakalayıp sahip olduğunuz kişinin, yani başta aşkla bakan o gözlerin tekrardan karşılıklı ışıldamasını sağlayabilirsiniz.  İyi tanıdığınız birileri için bunu yapmak çok da zor olmasa  gerek.

Eğer hala sevdiğim biri yok diyorsanız gözlerini dört açın, Aşk hemen yanı başınızda bekliyor olabilir.
Kısaca anlatmaya çalıştığım ana fikir Bay & Bayan Doğru aslında bize huzuru, mutluluğu yaşatan ve hayatımıza tat katan insanlardır. Bunu listelerde ve numaralarla sınırlandırmak yanlıştır. Seviyorum dediğiniz  kişilere dört elle sarılın. Hayat  bir daha aynı sansı yakalama fırsatı vermeyebilir.
Böylece hayatımızdan bir keşkeği daha eksiltmiş oluruz...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...